Okulda Birlikte Hayatta Birlikte Projesi Eğitim Problemlerini Belirledi

Okulda Birlikte Hayatta Birlikte Projesi Eğitim Problemlerini Belirledi

Pandemi koşulları devam ederken, 31 Ağustos 2020 tarihinde okullar uzaktan eğitim uygulaması ile açıldı.

21 Eylül 2020 tarihinden itibaren okul öncesi ve birinci sınıf öğrencileri için ‘aşamalı ve seyreltilmiş’ olarak
yüz yüze eğitim uygulamasına geçildi.

Yüz yüze eğitim kapsamında, çocukların okullarda bulunacağı zaman sınırlandırıldı; yalnızca belirli derslerin yüz yüze yapılması planlandı ve sınıf içerisindeki öğrenci sayıları azaltıldı.

12 Ekim 2020’de ise tüm ilkokul kademeleri, sekiz ve on ikinci sınıflar, özel eğitim okulları ve sınıfları için
yüz yüze eğitim uygulamasına geçildi; okul öncesi eğitim kurumları ile köy okullarında tüm kademelerde
beş gün yüz yüze eğitime başlandı. 20 Kasım 2020’de ise resmi, özel, örgün ve yaygın tüm eğitim-öğretim
faaliyetlerine 15 Şubat 2021’e kadar uzaktan eğitim yoluyla devam edileceği açıklandı.

Eğitim süreçlerinin kilit paydaşlarından olan öğretmenler de bu gelişmelerden doğrudan etkilendi.

Bir yandan salgında kendilerinin, yakınlarının ve öğrencilerinin iyi olma hâllerini düşünürken, bir yandan da
eğitim süreçlerini olabildiğince verimli bir şekilde sürdürmenin yollarını aradılar.

Tohum Otizm Vakfı ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Uygulama ve Araştırma
Merkezi (SEÇBİR) olarak, engellilik odağında kapsayıcı eğitim yaklaşımının yaygınlaşmasına katkı sunmak
amacıyla ve Sabancı Vakfı desteğiyle yürüttüğümüz Eğitimde Engelli Hakları: Okulda Birlikte, Hayatta Birlikte
Projesi kapsamında Ekim-Aralık aylarında 8 ilden ve çeşitli branşlardan 16 öğretmenin katılımıyla dört deneyim
paylaşım buluşması düzenledik.

Pandemi koşullarında eğitimde karşılaştığımız zorluklar ve bu zorluklara yönelik geliştirdiğimiz çözümleri birbirimizle paylaştık; aynı zamanda birbirimizden güç aldık.

Buluşmaları ardından öğretmenlerin deneyimlerinden ve anlatılarından yola çıkarak önemli bulduğumuz noktaları ortaya koymak ve sürecin iyileştirilmesine yönelik önerilerimizi sunmak amacıyla bu bilgi notunu hazırladık.

Bilgi notunun tüm öğrencilerin nitelikli ve kapsayıcı eğitime erişim ve katılımının sağlanmasına katkı
sunmasını umuyoruz.

İstanbul’da görev yapan bir okul öncesi öğretmeni öğrencilerin temassızlığını sağlamanın çok güç olduğunu söylüyor ve sağlandığında ise okul öncesi eğitim koşullarının gerçekleşemediğini belirtiyor. Bu durumun hem kendisini hem de öğrencileri çok zorladığını düşünüyor. “5 yaşındaki çocukların sürekli kendilerini kontrol ettiğini ve bir sandalyede oturduğunu düşünün; faydasız bir şeyin içindeymişiz gibi hissediyorum” diye de ekliyor.

Mersin’de bir özel eğitim okulunda görev yapan psikolojik danışman da benzer kaygılarını dile getirerek
orta ve ağır düzey zihinsel engelli öğrencilerle tam gün eğitime geçtiklerini ama öğrencilere maske
taktıramadıklarını, öğrencilerin maskelerine zarar verdiğini anlatıyor.
Kentlerde öğretmenlik yapan katılımcıların deneyiminden farklı olarak, Gaziantep’te bir köy okulunda
görev yapan bir okul öncesi öğretmeni ise bu kaygılardan çok uzak olduğunu söylüyor. “Vakanın uğramadığı
ve muhtemelen uğramayacağı köy okulunda bizim için her şey çok normal” diyor.

Yüz yüze eğitimin başlaması ile birlikte evden çıkmak ve okul ortamında
öğrencilerle yeniden bir araya gelmek öğretmenlere iyi gelse de,
öğretmenler okulda ve sınıflarda öğrenciler arasındaki fiziksel mesafeyi
sağlamakta zorlanıyorlar ve bu durum kaygılarını oldukça artırıyor.
İstanbul’da görev yapan bir okul öncesi öğretmeni velilerin her şeyden önce sınıflarda yeterli hijyen
standartlarının sağlanıp sağlanmadığına ve öğrenciler arasındaki fiziksel mesafenin nasıl korunacağına
dair bir garanti beklediklerini söylüyor. Sınıfında yaptığı etkinlikleri fotoğraflayıp paylaştığında bazı velilerin
endişeyle yaklaştığını belirtiyor ve hislerini şöyle ifade ediyor: “Beni kontrol eden ayrı bir mekanizma varmış
gibi üzerimde baskı hissediyorum.”
Denizli’de okul öncesi kademesinde müdür yardımcılığı yapan bir öğretmen öğrencilerden velilere, hatta
okula gelen ziyaretçilere kadar hepsinin HES kodunu sorgulama zorunluluğu geldiğini ve bunun da
öğretmenlere yük olduğunu söylüyor. Bu süreçte öğretmenlerden beklentinin çok arttığını belirtiyor:

“Öğrenciler uzaktan eğitime erişim sorunu yaşadığında, okulda bir öğretmen COVID olduğunda ve bunun gibi
daha pek çok sorunda ilk muhatap hep öğretmen oluyor.”

Özellikle şehir merkezlerindeki okullarda görev yapan öğretmenlerin
birincil gündemi hijyen ve mesafe standartlarını sağlamak oluyor.
Pandemi ile birlikte öğretmenlerden beklentilerin artması öğretmenlerin
yoğun bir baskı hissetmelerine sebep oluyor.

Adana’da görev yapan bir ilkokul müdürü, okulundaki öğretmenlerin öğrencilere ilk haftadan okuma-yazma
öğretme kaygısıyla sesleri vermeye başladığını anlatıyor. Bu durumun öğrencileri zorladığını ve öğrencilerin
okula gelmek istememelerine sebep olduğunu söylüyor. Öğrencilerin evlerinden ayrılıp yeni bir ortama
girmenin endişesini yaşadığı ve etrafındaki arkadaşlarını tanımadığı bu süreçte her şeyden önce oyun ve
oryantasyonun çok önemli olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Biz okuma-yazma kaygısına girdiğimizde çocuklar da
giriyor. Her ne olursa olsun oyundan vazgeçmememiz lazım, çocukların da ihtiyacı bu. Çok fazla da oyun var,
temas olmadan çocuğun zevkle oynayabileceği…”

Birinci sınıfta öğretmenlerden beklentilere öğrencilerin okuma-yazmaya
geçirilmesi de eklenince öğretmenlerin hissettikleri baskı daha da artıyor.

Pandemi koşullarında özellikle özel gereksinimli öğrencilerin eğitime erişimini ve
katılımını garanti altına almak gittikçe zorlaşıyor.

İstanbul’da görev yapan bir okul öncesi öğretmeni sınıfındaki özel gereksinimli öğrencinin eğitim hayatının
sekteye uğradığını belirtiyor. Okul öncesi düzeyindeki öğrencilerin sınıf içerisinde deneyimleyerek öğrendiği
çok şey olduğuna vurgu yapıyor ve uzaktan eğitimin öğrencilerin birbirleriyle olan iletişiminin yanı sıra
birbirlerinden öğrendiklerinin de azalmasına neden olduğunu söylüyor.

Uzaktan eğitim ve beraberindeki
temassızlığın özel gereksinimli öğrenciler için daha zorlayıcı sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.
Kocaeli’de görev yapan bir psikolojik danışman görme engellilerin bu süreçte yaşadığı zorlukları gündeme
getiriyor. Birinci sınıfta oryantasyonun kör öğrenciler için çok önemli olduğunu belirtiyor. Pandemi koşullarında
okul binalarının kullanımına ve salgından korunmaya yönelik tedbirlere ilişkin kör öğrencilerin ayrıca
bilgilendirilmesi gerektiğine ve bu ihtiyaca yönelik sistematik uygulamalara ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekiyor:
“Yani bu konular sanki öğrenci ya da öğretmen kendi imkânlarıyla bir şeyler yapabiliyorsa gidiyor; onun dışında
sistematik bir şey yok.”

Mersin’de bir özel eğitim uygulama okulunda görev yapan bir psikolojik danışman, pandemi koşulları ve
uzaktan eğitim süreci nedeniyle öğrencilerinin eğitsel performanslarının değerlendirilemediğini hatırlatarak
bireyselleştirilmiş eğitim programlarnının (BEP) öğrencinin gereksinimlerine ve yapabilirliğine uygun
hazırlanamadığına, her şeyin evrak üzerinde kaldığına dikkat çekiyor.
Yüz yüze eğitimin kesintisiz ve verimli yürütülemediği bu süreçte,
veli-öğretmen iletişimi ve işbirliği öğrencilerin gelişiminde
hiç olmadığı kadar belirleyici bir rol oynuyor.

Denizli’de görev yapan bir sınıf öğretmeni, velilerden öğrencilerinin gelişimiyle ilgili net geribildirim almaya
her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğunu, öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişki güçlü kurulabilse dahi
veli sürece dahil olamadığında sürecin aksadığını söylüyor. İstanbul’da görev yapan bir sınıf öğretmeni ise,
veliler ilgili olduğunda paylaştığı yönlendirmelerle süreci etkili yürütebildiğini belirtiyor ve “veliler sorumluluk
alınca, yani alabilecek imkân ve kapasiteleri olanlarla iş gidiyor. Okumaya bile geçmeye başlayan öğrencilerim
var” diye de ekliyor.

Mersin’de bir özel eğitim uygulama okulunda görev yapan bir psikolojik danışman uzaktan eğitim sürecinde
velilere ve ailelere çok yüklenildiğine dikkat çekiyor. Bir veliden, uzaktan eğitim sürecinde günde 6 saat
dersi bulunan çocuğuna refakat etmesi beklendiğini; veli katılamazsa ders dışı etkinliklerin de olduğu
ödevlendirmelerin verildiğini söylüyor. Bu durumun çalışan veliler için daha da zorlayıcı olduğunu belirtiyor ve
çalışan velilerden akşamları çocuklarıyla ödev yapmalarının beklenmesini eleştiriyor. Eğitimin herkes için
temel bir hak olduğunun altını çizerek, sorunun hak temelli ve çeşitli koşullar ile gereksinimleri kapsayan
bir yaklaşımla çözülmesi gerektiğini belirtiyor.

Kocaeli’de görev yapan bir psikolojik danışman özel gereksinimli öğrencilerin velilerinin rolünün uzaktan eğitim
sürecinde daha da önem kazandığını belirtiyor. Süreçte özel gereksinimli öğrencilerin gelişiminin aksadığını ve
bu durumun velilerin “umutsuzluğa kapılmasına” neden olduğunu söylüyor.
Eğitim herkes için temel bir hak olmasına rağmen yüz yüze eğitimin
kesintiye uğraması ve tümüyle uzaktan eğitime geçilmesiyle bazı öğrenciler
eğitim süreçlerinin tamamen dışında kalıyor.

Gaziantep’te bir köy okulunda görev yapan bir okul öncesi öğretmeni uzaktan eğitime geçilmesiyle köy
okullarındaki öğrenciler ve öğretmenler için eğitimin sona erdiğini söylüyor; uzaktan eğitimi “yalnızca etkinlik
kağıtları üzerinden ilerleyecek bir süreç” olarak tanımlıyor. Bunun sadece okul öncesi için değil, okuldaki
tüm kademeler için geçerli olduğunu belirtiyor ve şöyle devam ediyor: “Elimizden geleni yapmaya çalışacağız
ama kime nasıl ulaşırız, merakla bekliyorum. WhatsApp yok, canlı ders yok. Şunu düşünüyorum, velileri ara ara
okula çağırıp bahçede etkinlikleri gösterip göndersem mi acaba?”
Adana’da görev yapan bir ilkokul müdürü öğrencilerin ¼’ine ancak ulaşabildiklerini, yani öğrencilerin
%75’ine ulaşamadıklarını söylüyor; öğrencilerin birçoğunun uzaktan eğitime geçilmesiyle birlikte mevsimlik
tarımda çalıştırılmak üzere tarlaya götürüldüğünü ekliyor: “Şimdi MEB kitaplarını bir şekilde onlara
ulaştırmamız gerek. Mecburen dolaşarak bu çocuklara en azından kitaplarını ulaştırmaya çalışacağız.”

İstanbul’da görev yapan bir okul öncesi öğretmeni uzaktan eğitime geçilmesiyle yabancı uyruklu öğrencileriyle
temasının kesildiğini; bir sınıf öğretmeni ise Libyalı iki kardeş olan öğrencilerinin derslere artık hiç katılmadığını
ve ailelerine de ulaşamadığını söylüyor.
Eskişehir’de özel gereksinimli öğrencilerin ebeveynlerine danışmanlık yapan bir uzman, çalışan çocuklar ile
mülteci çocukların özel eğitime gereksinim duyan çocuklardan daha kritik bir durumda olduğuna dikkat çekiyor ve şöyle diyor: “Çocuğu tanı alabilmiş tüm ebeveynlerin farkındalıkları daha yüksek ve çocuklarıyla çalışma
alışkanlıkları oluyor genelde. … Rehabilitasyonun onlara verdikleri görevleri yerine getirmekle ilgili bir
iç disiplinleri oluyor.” Ebeveynlerinin desteğini alabilseler dahi özel gereksinimli çocuklara çevrimiçi eğitim
sunulmasının katılımı çok düşüreceğini, uzaktan eğitimin sadece masa başında oturma becerisi olan ve
yönergeleri alabilen çocuklar için mümkün ve etkili bir yöntem olabileceğini ekliyor.

Mersin’de bir özel eğitim uygulama okulunda görev yapan bir psikolojik danışman da aynı görüşü paylaşıyor;
görme ve işitme engelli öğrencilerin eğitim içerik ve uygulamalarına erişim sorunlarının olduğunu belirtiyor ve
“erişim sorunlarının çözümü için yetersiz de olsa bir çaba var, ama zihinsel engel grupları için şu an hiç iyi bir
süreçten geçmiyoruz.” diye ekliyor.

Ekran karşısında uzun vakit geçirmenin özellikle otizm tanısı bulunan
çocuklar için tavsiye edilmediğini hatırlatıyor. Tanısı bulunan çocuklarda, dikkat eksikliği ve hiperaktivite
tanılarının da eşlik edebildiğine dikkat çekerek iletişim zorluğu yaşayan öğrenciler için uzaktan eğitim
uygulamasının uygun olmadığının altını çiziyor.

Pandemi koşullarında her bir öğrencinin nitelikli eğitim hakkından eşit şekilde yararlanmasını sağlamak;
katılımcı ve kapsayıcı eğitimi herkes için mümkün kılmak zor olabilir ancak hepimiz için bir ilk olan bu süreci
yaşarken deneyimlerimizi paylaşmak, dayanışma içerisinde olmak ve sürecin iyileştirilmesine yönelik öneriler
geliştirmek oldukça önemli görünüyor. Bu nedenle bilgi notunda, yukarıda değinilen deneyimlerin ardından
önerilerimiz yer alıyor:

Okulların öğrenciler için öncelikle sosyalleşme alanı olduğunu hatırlayarak,
öğrencilerin pandemi koşullarında da okulla, öğretmenleriyle ve arkadaşlarıyla
bağ kurmalarını sağlamaya yönelik çalışmalarla işe başlamak ve
onlarla oyunlar oynamak
Doğrudan akademik bir süreçle başlamak yerine daha çok çocukların birbirini tanımasına, öğretmenleri ve
arkadaşları ile bağ kurmalarına yönelik çalışmalarla ve oyunla başlamalıyız. Zaten ihtiyaçları da paylaşım ve
temas, bu fiziksel anlamda değil ama duygusal anlamda. Öncelikle o ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanmalıyız.
(Sınıf öğretmeni, İstanbul)

Pandemi koşullarında süreci herkes için kolaylaştırmak adına okullarda hijyen ve
mesafe standartlarını sağlamaya yönelik kuralları belirlemek ve
kurallardan hareketle okul yaşantısında rutinler oluşturmak
Rutinleri fırsat eğitimlerine dönüştürerek
öğrencilerin öğrenmelerini desteklemek ve artırmak
Oyun esnasında oyuncaklarını sürekli sıraya sokup el yıkatmaya götürünce otizmli olan öğrencim … ve
el yıkamak, sıraya girmek üzerinden gidince sürekli … bu bana rutinlerin içerisine bir şeylerin gömülmesi
gerektiğini düşündürdü. Öğretmeniyle bu bağlamda iletişime geçtim … bu rutinlerle sayı saymayı
destekleyebiliriz diye.
(Ebeveyn danışmanı, Eskişehir)

Fiziksel mesafeyi sık sık hatırlatmakla kalmayıp oyunlarla bunu veriyoruz; maske değiştirme rutinimiz var
örneğin. Her öğlen bütün maskeler değişiyor, bahçede oyun oynadıktan sonra tekrar, sınıfa girdiğimizde de
tekrar maskeler değişiyor. Bununla beraber teneüse çıkmadan önce eller yıkanıyor; teneüsten dönünce de
eller yıkanıyor. Ama bunu ‘Hadi sen elini yıka öyle gel derse’ diyerek değil de hep birlikte yapıyoruz.
(Sınıf öğretmeni, İstanbul)

Eğitim hakkından yararlanmada dezavantajlı konuma düşen çocuklar için
özel önlemler almak
Pandemi gibi kriz dönemlerinde özel gereksinimli öğrenciler evlerine en yakın okullara yönlendirilebilir,
öğretmenlere ek bir ücretlendirme yapılabilir ve böylece yüz yüze eğitimlerine devam edebilirler.
(İlkokul müdürü, Adana)

Eğer uzaktan eğitim çözüm olamıyorsa başka bir çözüm bulunabilir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB)
belediyeler ile özel eğitim alanında işbirliği geliştirmek üzerine protokolü var. Belediyelerin mola evleri gibi
yerleri kullanılabilir ya da MEB destek merkezleri kurabilir. … [özel gereksinimli] çocukların yüz yüze eğitime
bir şekilde devam etmeleri sağlanmalı.
(Psikolojik danışman, Mersin)
Çocukların ihtiyaçlarını zorlu koşullarda da gözetmek ve
çocuk katılımına alan açmak
Velilerle iletişimi sürdürmek ve velilere çocuklarını
desteklemede yol göstermek
Çocuk katılımı için en önemli şey öğretmenin erişilebilir olması. Çocuk öğretmene … özellikle manen,
aynı zamanda da her istediğinde erişebiliyor mu? Öğretmene erişebilen çocuğun kısa zamanda aidiyet
duygusunun geliştiğini ve daha sonrasında da okul ve sınıf içerisinde istediği şeyleri çok daha rahat dile
getirebildiğini gördüm. Mesela ‘öğretmenim bugün bize kitap okumanı istiyorum’, ‘öğretmenim bize şöyle
bir oyun oynatır mısın’ diye öneriler gelmeye başladı.
(Sınıf öğretmeni, Balıkesir)

Erken müdahale çalışmalarının hepsinde ailelerin etkinlikleri nasıl yapacaklarını bilmemelerinin temel nedeni
çocuklarıyla günü organize etmeyi bilmemeleri oluyor. Ebeveynler çocuklarının özerklik alanlarını
geliştirebilmeleri için evde çeşitli düzenlemeler yapmaya yönlendirilebilir. Mesela mutfakta tabak, çatal ve
bıçakları çocuklarının erişebileceği bir çekmeceye koyabilirler ve sofra kurulacağı zaman çocuk kendisi
masaya getirebilir. Zihinsel engelli çocukların seçim yapma ve karar verme becerilerini geliştirmek için
şeaf bir kutunun içerisine iki kıyafetini koyabilirler ve çocuğu karar vermeye teşvik edebilirler.
(Ebeveyn danışmanı, Eskişehir)

Her şeyden önce, öğretmen olarak kendi iyi olma hâlimizi desteklemek ve
deneyim paylaşım buluşmalarına katılmak… en temel sorun şu; çok ciddi ruhsal sıkıntı içerisindeyiz, anneler babalar da öyle. Herkes çok sıcak
bir topu birbirine atma paniğinde… Çok da anlaşılır… Çocukların gelişimini atlamayalım tabii ama
ruh hâlimiz iyi olmadığı sürece pek de yapılacakların işe yarayacağını düşünmüyorum. O yüzden duygu ve
ihtiyaç paylaşımları artmalı ve herkesin birbiriyle paylaşım yapabileceği alanlar artmalı diye düşünüyorum.
(Ebeveyn danışmanı, Eskişehir)

egitimdeengellihaklari.org

KATEGORİLER
ETİKETLER
Bunu Paylaş