Please ensure Javascript is enabled for purposes of website accessibility
Kadınlara Yönelik Şiddetle Mücadele Engelli Örgütlerinin de İşidir

Kadınlara Yönelik Şiddetle Mücadele Engelli Örgütlerinin de İşidir

Ev içinde, iş yerinde, sokakta, sivil toplum örgütlerinde, okulda, bakım kurumlarında, hastanede, kamusal mekanlarda kadınlar sırf kadın oldukları için çok çeşitli şiddet biçimlerine maruz kalıyor ve engelli kadınlar da bundan muaf değil! Engelli örgütlerine ve aktivist kadınlara şiddetle mücadele için bize ne lazım diye sorduk.

Selen Doğan

Türkiye Engelliler Meclisi, 26 Kasım 2020

Dün 25 Kasım’dı, Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Mücadele Günü… Engelli kadınlara ve kız çocuklara yönelik şiddet neredeyse hiç konuşulmayan, hakkında çok sınırlı sayıda çalışmanın yapıldığı, engelli örgütlerinin gündemine ve projelerine de çoğunlukla girmeyen bir konu. Oysa ev içinde, iş yerinde, sokakta, sivil toplum örgütlerinde, okulda, bakım kurumlarında, hastanede, kamusal mekanlarda vb. her yerde kadınlar sırf kadın oldukları için çok çeşitli şiddet biçimlerine maruz kalıyor ve engelli kadınlar da bundan muaf değil! Mobbingden cinsel saldırıya, duygusal istismardan yok sayılmaya ve dayağa kadar çok çeşitli biçimlerde şiddetle karşı karşıya kalan engelli kadınlar var. İlk adım elbette ki toplumsal cinsiyet bakış açısını tüm karar verici ve uygulayıcı yapılarda yaygınlaştırmak, politikalara bu bakış açısının yerleşmesini sağlamak. İkincisi, ev içlerinden başlayarak cinsiyetçi, ayrımcı, ırkçı, nefret ve önyargı içeren dili gündelik yaşamımızdan ayıklamak ve çocuklarımıza temiz, şiddetsiz, eşitlikçi bir dil bırakmak. Kuşkusuz başka birçok yollar var şiddetten uzak bir yaşam için. Engelli örgütlerine ve aktivist kadınlara şiddetle mücadele için bize ne lazım diye sorduk, yanıtlarını derledik:

“Haber yazarken kullanılan dil ve fotoğraf çok önemli”

Fatma Boz

Üniversite öğrencisi, Tekirdağ

25 Kasım 1960’ta Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı mücadele eden üç kız kardeşin, Patria, Minerva ve Maria Mirabal’in cesetleri bir uçurumun dibinde bulundu.

Mirabel kardeşler tecavüz edildikten sonra öldürülmüştü. Onlar diktatörlüğe karşı mücadelenin sembolü oldu. Birleşmiş Milletler 17 Aralık 1999’da aldığı bir kararla, 25 Kasım’ı “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Mücadele Günü” olarak ilan etti. Mirabal kız kardeşlerden bugüne yeryüzünde on binlerce kadın öldürüldü. Şiddetin birçok türü var. Engelli kadınların çalışma alanlarında aktif olamaması, çalışmak istemeleri halinde buna engel olunması ve evlere mahkum bırakılması da şiddetin bir biçimi. Çalıştığı yerlerde engelli kadınlar mobbinge, cinsel tacize, hakarete ve hatta fiziksel şiddete uğrayabiliyor. Erişilebilir bir dünya için 25 Kasım gibi önemli günlerde birkaç cümle yazıp yıl boyunca sessizliğini korumak yerine iş yerlerinde, çalışma alanlarında engelli kadınları da görmemizi sağlayacak daha ileri adımlar atılmalı. Dizilerde, filmlerde, programlarda ve hatta reklamlarda engellileri doğru yansıtmaya önem göstermemiz gerekiyor. Haber yazarken kullanılan dil ve fotoğraflar çok önemli. Bu konuda engelli kadınlar sokakta, işyerinde, hastanede neresi olursa olsun eşit ve erişilebilir şartlarda yaşaması için ayrıştırıcı değil de birleştirici bir dil benimsenmesini istiyorlar. Yıllar geçti yıllar geçiyor artık bir şeyleri değiştirmemiz lazım bu 25 Kasım’da beraber bir şeyleri değiştirelim.

“Engelli kadının yaşadığı şiddeti fark etmesi lazım”

Sevda Bozbey Yılmaz

Psikolojik danışman ve radyo programcısı, İstanbul

Buradaki en önemli konu, şiddete uğrayan bir engelli kadının gerçekten bir şiddetin içinde olduğunu fark etmesini sağlamak. Çünkü pek çok kadın yaşadığı şiddeti zaten engelli olması nedeniyle hak ettiğini düşünüyor ve buna böyle inanıyor. Dolayısıyla yaşadıklarının bir hak ihlali olduğunu kavratmak lazım. Buna dair bazı fark etme faaliyetlerini yürütmeye başlamak çok önemli. Ayrıca şiddete uğrayan engelli kadınların yaşadıkları deneyimlerde yalnız olmadıklarını gösteren çalışmalara da gerek var; grup çalışmaları, deneyim paylaşımları gibi. Güçlerini birleştirmeye, kendi güçlü oldukları alanlarda bir başkasının hayatını değiştirme gücünü keşfetmeye yardımcı olur bu çalışmalar. Alanlarında deneyimli ve farklı engel gruplarından kadınların uzmanlıklarını bir araya getirerek, kolektif bir güç birliği kurulabilir. Bir de her an başvurabilecekleri bir kriz merkezi ya da örgüt engelli kadınlara çok büyük bir cesaret katacaktır.

“Bize İstanbul Sözleşmesi lazım!”

Fatma Aybala Öztürk

Üniversite öğrencisi, Niğde

Kadınları fiziksel özellikleriyle ilgili bir kalıba sokmaya çalışmak da bir şiddettir. Ne olursa olsun hiçbir kadına hiçbir gerekçeyle şiddet uygulanamaz ve buna göz yumulamaz. Peki bize ne lazım? Mesela İstanbul Sözleşmesi lazım! Çünkü İstanbul Sözleşmesi yaşatır! Şiddet gören her kadının kadın sığınma evlerine sığınmak en doğal hakkı olup korkusuzca güvenlik güçlerinden de yardım alma hakkına sahiptir. Şiddet uygulayan her bireye zorunlu psikolojik destek ve kesinlikle hapis cezası verilerek caydırmaya yönelik çalışmalar yapılmalı. Biz kadınlar olarak özgürce istediğimizi giymek, istediğimiz saatlerde korkusuzca dışarı çıkmayı istiyoruz. Toplumsal baskıyla kısıtlanmak istemiyoruz ve herkesi fikirlerimize yaşam tarzlarımıza saygılı olmaya davet ediyoruz.

“Ses çıkarmak güçlendirir”

Elifcan Koçyiğit

İletişimci, Ankara

Her konuda olduğu gibi “öznenin konuşması” gerektiğini düşünüyorum. Ses çıkarmanın,” ben de ” demenin güçlendirdiği kanısındayım. “Me too” kampanyasını bilirsiniz, çok ses getirmişti. Video/ Youtube/ Instagram kanallarında platform oluşturup, şiddete maruz kalan engelli kadınlar “ben de” diyebilir. Gizlilik esas alınıp, kişi tanınmayacak şekilde de konuşabilir. Her ne olacaksa görselden vazgeçilmemesi taraftarıyım. Çünkü evin içi görülmeyecek, özel ve mahrem adı altında gizlenecek oysa ki “özel olan politiktir.” Tabii ki bunun iletişimi oluşturulmalıdır. Şiddetsiz bir yaşam için söylenecekler Türkiye Engelliler Meclisi’nde de söylenmelidir, kanunlara ve kanun uygulayıcılarına ihtiyaç vardır. Fakat son yıllarda gördük ki kamu baskı yapmadan devletin iş yapacağı da yok. STK’ların ortak ses çıkarması gerçekten önemli fakat bir dernek ya da kuruluşa üye olmayan o “sokaktaki insanı” çözüme dahil etmek gerekiyor ki problemi yaşayan bizzat kendisi.

“Sesimiz birlikte daha gür çıkacak”

Sibel Aydın,

Anadolu Sessiz Umutlar Derneği, Ankara

Okullarda matematik, Türkçe gibi zorunlu derslerin yanında insan hakları dersi içinde engelli hakları işlenmeli. Tabii bu uzun vadeli bir çözüm. Benimde kendi adıma işitme engelimle yaşadığım sorun, mobbing ve yok sayılmak. Daha ileri gidenler yüzüme karşı açık açık sözlü tacizler ve aşağılamaya da başvurdu. Soğukkanlı biri olduğum için bana yapılan davranışları yapılmamış gibi yok saydım. Ama bu çözüm değil. Biz kadınlar olarak tek iken daha zayıfız. Sesimiz birlikte daha gür çıkacak.

“Şiddet bilinçaltında oluşuyor”

Fatma Gündoğdu

Türkiye Sakatlar Derneği, Sinop

Şiddet olaylarına karşı basın açıklamaları, toplumsal sorunlara yönelik radyo ve televizyon programları, film ve tiyatrolarda şiddetin konu edilmesi, reklamlarda buna dikkat çekilmesi vb. her çalışma öyle ya da böyle etkili oluyor. Şiddet bilinçaltında oluşuyor. Psiko terapi ve aile eğitimi amaçlı etütlerle de yol alınabiliyor.

“Her şeyin sahibi erkekler değildir!”

Aysel Ergüney

Otizm ve Özel Bireyleri Destekleme Derneği, Tekirdağ

“Her şeyin sahibi erkektir” inancını terk etmek gerekiyor. Engelli kadınlara yönelik şiddetin ve cinsel istismar ancak böyle önlenebilir. Ne yardım butonu, ne polis koruması; kadınların bedeninin sahibi kendileridir, erkekler değil; şiddeti önleyecek olan da bunun öğrenilmesidir.

“Çözüm, şiddetsiz bir dil”

Nilüfer Sivrikaya Tokgöz

Zihin ve Hareket Engelli Çocukları Koruma Derneği, Edirne

Her platformda şiddetsiz bir dil kullanımı için farkındalık ve eğitim politikalarının üretilmesi için baskı oluşturmalıyız. Şiddet ve ayrımcılık yaklaşımında toplumun dönüştürülmesi çok uzun ve zor bir süreç olacaktır. Bu sürece karar vericileri mutlaka ortak etmeliyiz.

“İstanbul Sözleşmesi etkin biçimde uygulanmalı”

Havva Özdoğan

Pektus Derneği, İstanbul

Hiç unutmamamız ve sorumlulara söylememiz gerekenler var: “Kadınlara ve kız çocuklara yönelik fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet ile ayrımcılığı körükleyen söylemlerinize son verin. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasanın etkin bir biçimde uygulanmasını ve işlevli bir Alo Şiddet Hattı, ülke çapında yeterli sayıda kadın danışma merkezi, sığınaklar, cinsel şiddet kriz merkezleri ile şiddetle mücadelenin ulusal mekanizmasının yeterli sayı ve nitelikli destek kapasitesine ulaştırılmasını sağlayın.”

turkiyeengellimeclisi.org

KATEGORİLER
ETİKETLER
Bunu Paylaş