Başıma kötü bir şeyler geldiğinde, kendimi çaresiz hissettiğimde, olumsuz ruh halimden bir an önce çıkmak için başvurduğum bir yöntem vardır: Başıma gelenler, sevdiğim bir filozofun, bilimadamının ya da peygamberin başına gelse ne yapardı diye sorarım kendime. Davranış ve duygularıma tarihten yol göstericiler bulmaya çalışırım. Travmalar karşısında neler yapacaklarını düşündükçe, kendi çıkış yolum da belirmeye başlar önümde.
Genelde aklıma ilk Sokrates gelir ama bazen Konfüçyüs, Aristoteles, Platon, David Hume ve hatta daha yakın tarihlerden Mahatma Gandhi gibi liderler de yetişir yardımıma. Yüzyıllar öncesinden, antik çağlardan, Çin’den, Hindistan’dan, dünyanın gelmiş geçmiş tüm yüce düşünürleri kitaplardan adeta seslenirler. Bilgeliklerinden istediğimiz şekilde yararlanmak bize kalmıştır. Onların erdemi içimizi rahatlatır, bakış açımızı genişletir.
Büyük düşünürlerin paylaştıkları çok önemli ortak karakteristik, bir zaman dilimine ya da bir kültüre bağlı kalmış, önyargılarla dolu olmamalıdır. Ayrıca düşüncelerinde ya da onları ifade ediş biçimlerinde klişe yoktur; özgün düşüncenin kaynağında içten duygu ve fikirler yattığını hissettirirler.
Erdemin önemini, yirmi sekiz yaşında bir felsefe öğrencisiyken geçirdiğim trafik kazası sonrasında ancak anlayabildim. Bedenimin bir kısmı ağrılar içinde, diğer kısmı hissiz kalmış uyandığımda, hayatta tutunduğum birçok şeyin öneminin kalmadığını ya da şekil değiştirerek yeni formlara bürüneceğini hissettim. Bunun tam nasıl olacağını ya da nasıl davranmam gerektiğini kestiremiyordum. Sadece içimde dindiremediğim bir öfke vardı. Kime karşıydı öfke bilmiyorum ama yakın çevremdekiler bu soyutlanmış öfkeden hak etmedikleri kadarını alıyorlardı.
Ancak aylar sonra ilk defa düşünmeye ve yazmaya başladım. İlk aklıma gelen gerçekten de Sokrates’in ne yapacağı oldu. Benim yerimde tüm görkemli zihniyle Sokrates olsaydı ne yapardı diye sordum kendime. Hayatını intiharla sonlandırmış birini örnek almak yanlıştı belki ama Platon’un onlarca diyaloğundan tanıdığım (dostum hissettiğim) Sokrates bana ölüm / depresyon / acı gibi yollar önermedi hiç, aksine bedensel acıların üstesinden düşünceyle gelinebileceğini, düşüncenin herşeyin üstünde olduğunu söylüyordu. Erdemin zaman ve mekan sorunlarına takılmayan yüceliğini hissettiriyordu. Ve sadece Sokrates değil, çok sayıda filozof, gençlik, güzellik, bedensel güç gibi değerlerimizin geçiciliğini anlatıyordu.
Bu düşünceler bir anda uyandırmıştı sanki beni karanlık ruh halimden. Hiçbir sorunun çözümü mucizelerde yatmıyordu. Anlam çıkmazına girdiğimde ya da yaşam anlam yitirmeye başladığında, anlam arayışı başka yönlere gidiyordu sadece. Her evre başka yetileri beraberinde getiriyordu. Her insan kendi hayatında bazı şeylerin geçiciliğini, bazılarının da mutlak değerlerini görmeliydi belki de. Benim mutlak değerlerim fiziksel görünüm, güzellik, gençlik ile bağlantılı değildi, elbette onlara sahip olmak zevk veriyordu ama onlar geçici değerlerim arasındaydı. Bu durumda tam da Sokrates’in yapacağını yapıyor hissedebilirdim, onun erdemi kolaylaştırıyordu gelecek hayallerimi.
13.03.2011













Önceki
Yazdır
Yorum Ekle
Arkadaşıma Gönder
Paylaş
Facebook
Twitter
Google
MySpace
Yahoo