Her şey sevgi içindir aşk içindir .
Her şey özeldir aşk içinde, gizli zevklere adarız zamanı, her şeyi söylememeyi öğreniriz; sözlerin gerisinde aramayız aşkın büyüklüğünü. Göğsümüze yaslanan bir kuru dalı bahar dalı sanırız, buz dolu bir bardağın içinde parmağımız dolaşırken okyanuslarda dolaşır, dünyayı küçültüp o bardağın içine sığdırırız. Bir locadan bakar gibi, Hollywood’da bir genç yönetmen gibi umutla ve gururla geleceğe; dosta, ahbaba, olaylara, insanlara bakarız… Mutluluğa açık biletimiz var gibi günlük yaşarız. Telefon çalar çalar neden sonra açarız, kapı zilini duymayız, yeşilin kaç ton olduğuna aldırmayız; evimizin mezarlık kenarında oluşu bizi hiç etkilemez, güler geçeriz aniden bastıran yağmura, ıslak ayaklarımızla eğleniriz. Erteleriz pek çok şeyi yaşamımızda, yapamadıklarımızı değil yapacaklarımızı hayal ederiz; iş yapar iş tüketiriz; koşarız, zıplarız, merdiven çıkarız. Aklımıza gelen şeyleri söyler, gelmeyenlere hiç aldırmayız. Akıllı olmak, nutuk verir gibi konuşmak haz vermez aşıklara, düşünceli gözlerle kaldırımlara bakarız; mahvolan dünyaya yas tutarız, aşk öyle bir şey ki belki de aşıkken yaşamayız, kulüpleri, toplantıları, yirmi birinci yüzyılı ve şaşırtan haberleri umursarız. Aşıkken aşkı yaşar, aşk gibi aşık oluruz var olan her şeye; canlılara, nesnelere, sözlere, gülüşlere, dalında açan çiçeklere, yıldız olmayan gökyüzüne, parlayan güneşe; bulutla yok olan güne; her şeye ama herşeye. Altında rüzgar esiyormuş gibi sallanan yosuna, ışıldayan balıklara, çakıl taşlarına; sıçrayan çekirgelere, tekneleri koşturan dev dalgalara, balıkçıları kucaklayan limana…
Ama en çok inkar edilen de nedense toplum içinde aşktır. Aşk sözcüğünü severiz de aşıklara aşka çoğu zaman alay eder gibi davranırız. Aşıkken saygı duyarız, önemseriz. Terk edildiğimiz de karışır durum biraz. Hele zaman geçip de aşk gerilerde kaldığında daha da beter yabancılaşırız, aşka aşıklara…
Biz aşka inanırız da; aşk denildiğinde, biz aşık değilsek; tadı kaçmış bir yemekteki lezzeti duyumsarız.
Aşık mısın? Diye sorarız işini şap yapan insanlara, dalıp gidenlere…
Ne kadar ciddiye alırlar sizce aşıklar dünyayı, nasıl bakarlar dünyanın zevklerine, ruhları nasıl zengindir ne kadar yücedir duyguları. Aşıksak kendimizi güvende hissederiz de, aşkımız bizi terk ettiğinde en güvensiz biri olur çıkarız. Yufka yüreğimizin yanlış duygusallığı demeyi seçeriz.
Aşıkken şarkı söyler, aşıkken anlam katarız sözcüklere, aşıkken dostumuzu ahbabımızı arar onların yardımına koşar, önlerini açarız ihtiyacı olanların. Kaybedince saklanırız, çıkmayız insan içine. Burnumuza, göz altımızdaki morluklara katlanırız aşıkken, kristal olmasa da aynamız; modern fotoğrafçılığın harikası gibi görünür silüetimiz.
Aşkımız bizi terk ettiğinde aynalara bakmak istemeyiz, morarır o anda sanırız göz altlarımız, nedeni aşk deriz yıpranmalarımızın, her şeyi aşka yorar aşkı suçlarız. Aslanın önüne atılan küçük bir kemik gibi bakarız geçmişte yaşadığımız onca mutluluğa.
Zamanınızı yeterince aldım. Bildiğiniz, yaşadığınız, önemsiz bir aşkı bir kor parçası gibi önünüze attım.
İstedim ki aşk gül olsun, okutsun dünyanızı.
İstedim ki aşk taç olsun başınıza gururlandırsın yaşamınızı.
İstedim ki yüreğinizin serveti hep sizin zenginliğiniz olsun, hep sizde kalsın, var olsun yaşasın, eğlendirsin gönlünüzü.
İstedim ki aşksız kalmayın, önemseyin sevgilerinizi.
13.09.2010













Önceki
Yazdır
Yorum Ekle
Arkadaşıma Gönder
Paylaş
Facebook
Twitter
Google
MySpace
Yahoo