Beyni ışık hızında, yetenekleri rüzgar becerisinde olan engelli kardeşlerim niye nobel adayı olmasın, niye olanaklardan sonuna kadar yararlanmasın. Çalışmada engel tanımıyorum.
Bir sivil toplumun içinde olmak yaşama bağlar insanları. Başkalarının mutluluğu ile kendi mutluluğunu birleştirebilmek, zor günlerin içinden sıyrılıp çıkmaya, yükselmeye benzer. Mutlu etmenin tadına vardınız mı mutluluğun ne olduğunu tarif etmeniz çok kolaylaşır.
Sivil toplumlar, kuru erzak, kuru burs, kuru defter-kalem ya da kuru yakacak yardımlarını artık bırakmalı. Şu an Türkiye’de de dünyada olduğu gibi hizmet dernekleri büyük başarılar sağlıyorlar. Bunlardan biri de şüphesiz Uluslararası Lions Dernekleri.
Melvin Jones ile başlayan bu dernekler kurdukları vakıfların her biriyle ayrı ayrı üstün başarılara imza atıyorlar. Çoğumuz da çok yararlı ve eski vakıfların nasıl kurulduğunu, kimlerin kurduğunu bilmeden yararlanıyoruz. Lionsun yaşantımıza soktuğu vakıflar sözü edilir cinsten değerli vakıflar. Lionlar; okul, sağlık ocağı, hastane, kadın merkezi, eğitim ve beceri kursları çalışmalarını başarıyla yürütürken; çoğu zaman çay kahve partilerine koşturan, akşamları giyinip kuşanıp toplantılara giden birileri olarak algılanabiliyor.
Bu gün ülkemizde, Altınokta Körler Vakfı, Göz Nurunu Koruma, Türk Kalp Vakfı, Türk Böbrek Vakfı, Lions Göz Bankası, Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı, 21. Yüzyıl Eğitim ve Kültür Vakfı, Türkiye İşitmeyi Koruma Rehabilitasyon Vakfı Lionlar tarafından kurulan ve desteklenen, yanında Lions ismi kullanılmadığı için bilinmeyen Lionsun kurduğu vakıflar. Bu vakıflar ülkemizde, dünyaya örnek çalışmalar yaparak büyük ödüller alıyorlar.
Başkalarını mutlu etmek başka hiçbir şeye benzemeyen tatlar yaşatır.
Mutlu etmek mutlu olmakla eş değerde yüce bir duygudur. Bu duygudaki mutluluğu yaşarken gözleriniz; mutlu yüzü, gözleri, gözlerdeki bakışları, ışığı görür. Kulaklarınızda; övücü sözler, hayırlı dilekler dolaşır.
Teniniz; ürperir, sevgi bütün vücudunuzu sarar, dünyanız kalabalıklaşır.
118Y Lions Yönetim Çevresinin üyeleriyle beraber Bodrum Yalıkavak’taki İstanbul Üniversitesinin kurduğu Çocuk Üniversitesi’nin Felsefe Kampı öğrencilerinin gösterisini izlerken bunları düşünüyordum. Yaşları 9-15 yaş arasında değişen çocuklar geleceğin Nobel ödülüne aday olacak çalışmalar yapmaya, İstanbul Üniversitesi tarafından özendirilirken, onların yanında olmanın tadı bambaşkaydı. 10 günlük kamptaki, boş zamanlarını tiyatro yaparak değerlendirmeleri için Lions Dernekleri’nin kısa proje çalışmasından destek alındı. Atalar Lions Derneği Başkanı Esra Nur Narin: “Çocukların yanında olmamız saygınlığımızı bir kez daha arttırdı, bize bu çalışma olanağını sunan Genel Yönetmenimiz Rıdvan Eyüboğlu’nun eğitim önceliğine katılmış oluyoruz ” derken; Kazasker Lions Başkanı Gonca Sidar: “Bizler de zamanın ne kadar değerli ve çok şeye gebe olduğunu bir kez daha anladık. Kısa zamanda, yoğun ders ve eğitim temposuna rağmen uzun bir gösteriyi hazırlamak ve sunmak çok iyi bir modeldi.” diyerek bu çalışmada görev alan Mavi Haliç’den Öner Kart ve eşi Songül Kart ile beraber Çocuk Üniversitesi’nin kurucularından olan Prof. Gökhan Karabulut’a teşekkür etti.
Ben de bu çalışma içinde çok sayıda anı biriktirdim. Hiç değilse birini sizinle paylaşmak isterim. Çocuklarımız, büyümelerini beklediğimiz en kıymetli varlıklarımız bazen bizlerden de anlayışlı davranabiliyorlar, haklarının neler olabileceğini bildiklerini kanıtlayabiliyorlar.
Ceplerindeki paranın hesabını yapabilen, her harcadıkları fazla parayı ödül kabul ederek kendilerini frenleyebilen çocuklar çoğu zaman kamp içinde hepimizi hayrete düşürdüler. Çocukların en küçüklerinden biri telefonda annesine; “Kendimi jipsle ödüllendirdim” derken, o gün başka para harcamayacağını, ya da midesini yormayacağını söylemek istiyordu. Annesinin; “Bazen biz de birkaç ödül veririz kendimize” demesi üzerine, küçük filozofun kafasına başka bir şey takılınca: “Ben kendime bu kadar ödül verirsem, yaşantıma borçlanır mıyım?” diye annesine telefonda sordu.
9 yaşındaki Felsefe Kampı’nın bu öğrencisine hanginiz cevap vermek istemezsiniz. Onun annesinden tam yanıtı alıp almadığını bilmiyorum, ama ben soruya hala yanıt bulabilmiş değilim. İsterim ki engelli küçük arkadaşlarımdan bir kaçı da bu kampın içinde olsun. Nobele aday olacak çalışmaların içinde kendisine yeni kapılar açılsın. Bunun için başvurmak yeterli. Siz koltuk değneği ile hareket edebilirsiniz, ama beyniniz ışık hızındadır, siz tekerlekli sandalyede oturabilirsiniz, ama yetenekleriniz rüzgar hızında olabilir. O zaman haydi yola çıkın bu grubun içinde olun.
Sorguladığımızda başarıyı yakalarız, çocuklarımızın düşünen bireyler olmalarını istiyorsak bu tür çalışmalara destek vermeli, kendi büyüttüğümüz çocuklarımızın da bu tür öğrenme ve kazanma çalışmalarından yararlanmaları için olanak yaratmalıyız.
Cezaevlerinde ceza çeken anneleriyle yaşayan, onların kaderiyle kendi kaderini birleştiren küçücük çocukları; cezaevinden bir gün boyunca alıp çıkaran; oyuncak fuarlarına, kitap fuarlarına götüren yine Lions dernekleriydi. Basının dikkatini çeken çalışmalar yaparak eğitim alamayan bu çocukların seslerini kamuoyuna duyurdular. 1995 yılında başlayan çalışma hızla yol aldı. Dünyayı görmeyen, cezaevinde doğup büyüyen çocuklar da dünyaya açıldı.
Türkiye’nin hizmet kuruluşlarına ihtiyacı var. Bu nedenle İstanbul Üniversitesi’nin kurduğu Çocuk Üniversitesi’ni hem çok destekliyor, hem de onlardan dünya çapında ses getirecek, yüreğimizi sevindirecek, bizi coşturacak başarılar bekliyoruz.
18.10.2010













Önceki
Yazdır
Yorum Ekle
Arkadaşıma Gönder
Paylaş
Facebook
Twitter
Google
MySpace
Yahoo