Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

Fikret Gökçe

fikretgokce_06@hotmail.com

Köy Enstitüleri 67 Yaşında

Fikret Gökçe

Arifiye!

Şöför durdu, Enstitü Mektebi,dedi.

Süleyman Edip Bey, müdürün adı

Bir yol da burada duralım.

Ellerinde nasır, yüzlerinde nur

Yarına umutla yürüyenlere

Bir selam uçuralım.

 

Orhan VELİ

(Destan Gibi-1946)

 

17.Nisan.1940’ta hizmete giren Köy Enstitüleri’ni 67’nci kuruluş yılında buruk bir duygu ve saygıyla anarken “ellerinde nasır, yüzlerinde nur” olanlara bir selam da biz uçuralım.

 

Ulusal Kurtuluş Savaşı sona erdiği zaman genç Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içindeki 39 vilayet ve sancakta 1764 ilkokul ve bunlarda görevli 677’si kadın, 2384’ü erkek olmak üzere 3061 öğretmen vardı. İstanbul’un vazgeçemediği gösterişli ve görkemli yaşantı uğruna, asırlardır cepheden cepheye sürülen Anadolu insanı, bilinçli olarak hem yoksul hem de cahil bırakılmıştı.

 

Büyük Önder’in 8 Ağustos 1928 gecesi Sarayburnu’nda kara tahtanın başına geçerek, “Şimdi sözden çok iş zamanıdır. Yeni Türk harfleri çabucak öğrenilmelidir. Yurttaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu yurtseverlik, ulusseverlik ödevi biliniz” diyerek başlattığı seferberlik, adeta bu duruma bir başkaldırıdır.

 

O, adım adım Anadolu’yu dolaşarak yeni Türk ABECE’sini ulusuna bizzat öğreten bir başöğretmen olmuş, O’nun buyruğuyla 1 Ocak 1929’da açılan ULUS OKULLARI’ndan 7 yılda 2 milyon 546 bin yurttaş diploma almış, 1932’de açılan HALKEVLERİ’nde ise 8 yıl içinde 10 milyon 73 bin yurttaş okuma-yazma öğrenmiştir.

 

Ne yazık ki; ATATÜRK’ün ve arkadaşlarının büyük uğraşlarına karşın, yaygın ve örgün eğitimin temeli olan yazı devrimi ve bu devrimden beklenen sonuçlar, çok partili dönemin bağnaz politikacılarının kurbanı olmuştur. Bunların başında da KÖY ENSTİTÜLERİ gelmektedir.

 

Büyük Önder ATATÜRK, daha İstiklal Savaşı sürerken MEHMETÇİK’in özü olan TÜRK KÖYLÜSÜ’nü  MİLLETİN EFENDİSİ” olarak görmüş, yüzyıllardır emeğini ve hakkını yiyip, kemiklerini dünyanın dört bucağına bıraktığımız köylünün aydınlanmasını ve çağdaş bir dünya görüşüne kavuşmasını arzulamıştı.Mevcut eğitim sisteminin, yukarıda belirttiğimiz gibi nitelik ve nicelik açısından yetersizliğini gören ATATÜRK, bunun için bazı batılı bilginlerden görüş istedi. Bunlardan John DEWEY, açılacak okulların batı okullarına benzemesi yerine, Türkiye gerçeklerine uyması gerektiğini belirtti. Bunun üzerine ATATÜRK, aralarında İsmail Hakkı TONGUÇ’un da bulunduğu eğitimcileri  köy    gerçeklerini inceleyip bir rapor hazırlamakla görevlendirdi. Bir süre sonra Büyük Önder’e sunulan raporda aşağıdaki üç tespit önemle vurgulanıyordu:

 

1- Köylere atanan öğretmenler koşullara dayanamayıp köyü terk etmiş, ya da imamın, ağanın emrine girmiş

2- Köy okullarında sadece okuma- yazma öğrenen köylü, dört-beş yıl sonra bunu bile unutmuş

3- Terhis olan erbaşlar asker ocağında öğrendikleri okuma- yazmayı çevrelerine öğretmeye çalışmış

 

Bu tespitler, batı örneklerini taklit eden ve sadece okuma- yazma öğreten okullar yerine,  gerçeklere ve gözlemlere dayanan, çağdaş bilimi öngören bize özgü bir eğitim modelinin gereğini ortaya koyuyordu. Ayrıca yüzde yetmiş beşi köylü olan bir toplumun bu eğitim sistemiyle aynı zamanda üretime katılmasının da yolları aranmalıydı.

 

ATATÜRK ve İsmet İNÖNÜ’yü konuya odaklayan bu durum tespiti sonucunda önce Eskişehir’de, sonra İzmir Kızılçullu’da açılan eğitmen kursları Köy Enstitüleri’nin ilk dayanağı oldu. Sonra ard-arda yurdun dört bir tarafında hızla 21 Köy Enstitüsü açıldı. Akçadağ, Aksu, Akpınar, Arifiye, Beşikdüzü, Cilavuz, Çifteler, Düziçi, Gölköy, Gönen, Hasanoğlan, İvriz, Kızılçullu, Kepirtepe, Savaştepe, Pamukpınar, Pazarören, Pulur, Dicle ve Ortaklar Köy Enstitüleri’nde 5 yıllık köy okullarını bitiren köy çocukları, 5 yıllık bir eğitime tabi tutuluyorlardı.17 Nisan 1940’ta açılan bu okullardan 1947’ye kadar 18839 öğretmen, 8675 eğitmen ve 1599 sağlık memuru mezun oldu.

 

KENDİ OKULLARINI KENDİLERİ YAPAN bu gençler ile çağdaş yöntemlerle bilim, sanat, tarım, teknik ve sağlık alanlarında ADAM GİBİ ADAMLAR yetiştiren bu okullar bir süre sonra, içerden ve dışardan tutucuların, bağnazların, yobazların ve hainlerin hedefi haline geldi. Öğrencilerin karıştığı basit ve sıradan bazı küçük olaylar bahane edildi. Reşat Şemsettin SİRER’in eğitim bakanlığı sırasında kanunla yasaklanmış ideolojik bir teşkilat, ahlak kurallarına ve geleneklere aykırı davranışların merkezi olmakla suçlanan bu okullarda, Tevfik İLERİ bakan iken 1951 yılında karma eğitime son verildi. Daha sonra 1954’te 6234 sayılı kanunla kapatılan Köy Enstitüleri, İlköğretmen Okulu’na dönüştürüldü.

 

Köy Enstitüleri’nde yetişen, çeşitli bilgi ve becerilerle donatılan gençler, köylerine döndüklerinde hemen uygulamaya geçiyor, köy ve kasabalarında uygarlık yaratıyorlardı. Türkiye’nin fotoğrafı değişiyor, çağdaşlık çıtası yükseliyordu.

 

Bunlardan biri de 27 Aralık 1996’da yitirdiğimiz merhum Prof.Dr Yahya ÖZSOY’

dur.Engelli insanlarımızın topluma kazandırılmasında özel eğitimin önemini tüm yaşamı boyunca uygulamalarıyla anlatan değerli hocamız,panel,sempozyum gibi birçok etkinlikte başkanlık yapmış,konferanslarıyla toplumu bilgilendirmişti.1926 doğumlu olan Yahya ÖZSOY’un son görevi Bolu İzzet Baysal Üniversitesi Rektör Yardımcılığı idi.

 

MİLLİ DEĞİL, ŞAHSİ EĞİTİM BAKANLARI !

Ne acıdır! 1924 yılında ATATÜRK’ün çabalarıyla yürürlüğe giren Tevhid-i Tedrisat (eğitimin birleştirilmesi) Kanunu, 25 yıl sonra sulandırılmış ve Türk Milli Eğitim Sistemi adeta bir yaz- boz tahtasına döndürülmüştür. Kimi Milli Eğitim Bakanları, kendi ideoloji ve görüşlerine göre, ya da mensup oldukları inançlara göre sistemle oynamışlardır.Gün gelmiştir, jet öğretmen, 6 aylık öğretmen gibi uyduruk uygulamalar sahnelenmiştir. Gün gelmiştir, 50’li yıllarda U-2 denilen (A.B.D.’nin casus jet uçağı) BARIŞ GÖNÜLLÜSÜ Amerikan gençlerine Anadolu’nun en ücra köşelerinde öğretmenlik yaptırılmıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında ATATÜRK’ün kapattığı yurdun her köşesinde faaliyet gösteren, aslında birer misyonerlik  karargahı olan 400’ü aşkın yabancı okulun yerine Türkiye gerçeklerini dışlayan, yabancı dille eğitim veren, okullar, kolejler, paralı yüksek okullar, hatta üniversiteler açılmıştır.

 

Ve yine ne acıdır! Cumhuriyet’in 84’üncü yılında okuma-yazma bilmeyen yurttaş sayısı önemli bir orandadır. Hala “Okuma-Yazma Seferberlikleri”, “ Haydi Kızlar Okula Kampanyaları” gündeme getirilmektedir.

 

Köy Enstitüleri’nin canına kıyılmasaydı bütün bu olumsuzluklar yaşanmayacak, Türkiye bugünkü konumundan çok daha yükseklerde olacaktı.

 

Köy Enstitüleri yaşatılsaydı, ne ütopyadan öteye geçmeyen KÖYKENT düşüncesi akla gelecek, ne de ulaşım, sağlık, güvenlik, işsizlik, gecekondu, çevre, üretim ve ekonomik sorunlar bu boyutta olacaktı.

 

Dünyanın büyük ekonomik krizler yaşadığı, ulusların birbirini boğazladığı dönemlerde  Türkiye’yi aydınlığa ve uygarlığa taşıyacak olan bu büyük projeyi hayata geçiren başta ATATÜRK ve İsmet İNÖNÜ olmak üzere İsmail Hakkı TONGUÇ ve Hasan Ali YÜCEL ile diğer eğitimcileri, Köy Enstitüleri’nden yetişen  nice öğretmenlerimizi ve engelliler için özel eğitimin mimarlarından olan değerli hocam, merhum Prof. Dr. Yahya ÖZSOY’u 67’nci kuruluş yılında saygıyla anıyorum.

 

Esen Kalın Sevgili Okurlar...

Değerlendir (Henüz oy almamış)