Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

31 Mayıs Dünya Sigarasız Günü.

Gülten Yörük

gultenyoruk@yahoo.com

Ka-zan-dım

Gülten Yörük

Bugün hayatımdaki diğer günlerden hem farklı hem de çok önemli bir gün. Her zaman giymeyi çok sevdiğim beyaz montumu giyip koltuk da oturup bugün beni almaya gelecek arkadaşımı beklemeye başladım. Arkadaşım beni arabasıyla gelip alacak ve birlikte sınava gideceğiz. Önemli bir sınav. Çünkü vizelerimiz var. Bu yıl sona geldik artık okulumuz bitecek ve mezun olacağız. Vizelerime girmek için çok iyi hazırlandım, tek düşüncem sınavlarımın başarılı geçmesiydi...

Hafif yağmurlu, grimsi ve kasvetli bir hava vardı dışarıda. Havaya aldırış etmek istemesem de içimde anlam veremediğim bir sıkıntı vardı ve bu garip bir histi. Evde beklerken odaya ablam gelince sınavla ilgili konuşmaya başladık. Sohbetimiz derinleşirken ablama laf arasında, “ İçimde bir sıkıntı var” dedim. Ara ara içimde beni sımsıkı sarmalayan ve hiç bırakmayacakmış gibi saran sıkıntı ile saatime bakıp duruyordum, derken telefonuma gelen çağrı ile beklediğim arkadaşım sonunda gelmişti.

Ablama evden dışarı çıkarken son olarak, “İçimde bir his var, sanki sınavlara giremeyeceğim” dedim ve evden ayrıldım. Sınava geç kalmamak için heyecanla arabaya bindim. Okuldan en iyi arkadaşım Didem, Safiye, daha önce görmediğim ve sonradan tanıştığım Şenay hepsi arabadaydı. Dört arkadaş sınavın yapılacağı okula doğru yola çıktık. Hepimizde hem heyecanlı hem de stresliydik. Bu durumdan kurtulmak için dört kız sohbet ediyorduk. Sohbet ilerleyip derinleştikçe derinleşiyor diğer yandan da sınav yolunda ilerlerken kaderimizi değiştiren o anı yaşadık. Her şey hiç beklenmedik bir anda gerçekleşti ve oldu. Tali yoldan ana yola hızla ve aniden giren araç bizim araca yandan çarptı. İşte o anda aracın içinde bulunan üç arkadaşım ve ben, araba ile birlikte bir çember gibi takla atarak dönmeye başladık. Döndük döndük durduk...

Herşey anlık gerçekleşmişti. Kulaklarımda sadece hepimizin çığlıkları, bağrışmaları yankılanıp duruyordu. Ne olduğuna anlam veremediğim o anda kulaklarımla duyduğum ve hatırladıklarım arkadaşlarımın çığlıklarıydı. Araba üst üste takla attıktan sonra dere kenarına ters bir şekilde oturdu. Toz,toprak, duman birbirine karışmıştı. Arabanın içinde beni kimse görmedi, ne olduğunu anlamıyordum bile. Hala sınav kaygısı içindeydim. Ayağa kalkıp sınava yetişmek istiyordum. O kadar önemliydi ki benim için..

“Tek hedefim, tek isteğim geç yaşta da olsa girdiğim üniversiteyi bitirerek anaokulu öğretmeni olmak istiyordum. Artık son sınavlar ve ben okulumu bitirip mezun olmak, bir an önce mesleğe atılmak istiyordum”

Yavaş yavaş sürünerek arabanın içinden çıktım..Elimden genç bir adam tutarak beni arabaya bindirdi. Sırtım feci şekilde ağrıyordu sanki kopmuştu. Arabanın dörtlülerini yakarak bizi hızla hastaneye yetiştirdi. Hastaneye vardığımızda  beni sedyeye koyup adli vaka olarak acile almışlardı.Hemen çekilen filmlerden sonra doktorum geldi, herkesin odadan çıkmasını ve benimle konuşmak istediğini söyledi. Hafif endişeli şekilde yüzüme baktı  ve elimi tutarak “ Senin belin ve omurgan kırılmış” dedi. Önce doktora inanmak istemedim ama sanki ağzım, dilim tutulmuştu. Bir türlü istediğim, merak ettiğim o şeyi soramıyordum. O an sınavlardan, her şeyden vazgeçtim. Çok daha önemli bir şeydi bu. O an en önemlisi sağlığımdı. Belki artık o noktada hayatım, kaderim değişecekti. Kafam allak bullak oldu, her şey sanki saniyelikti, anlıktı. Kendimi bir süre sonra toparladım ve korku içinde doktora sordum: “ Yürüyebilecek miyim?” Alacağım cevaptan öyle korkuyordum ki! Şaşkınlık içindeydim, çok karmaşık bir şeydi bu..

Doktor, tomografi sonuçlarından sonra her şeyin netleşeceğini söyledi. Seni iyileştireceğim ama sende bana yardım edeceksin dedi. Söyleyecek hiçbir şey kalmamıştı, ne diyebilirdim ki? Bütün umutlarım yıkılmıştı. İşte çaresizlik denen şey bu olsa gerek. Bulunduğum yerden kalkıp benim için çok önemli olan  vizelerime yetişmek istiyordum ama kalkacak gücüm yoktu. Bir taraftan da öğrendiklerimden sonra başıma neler geleceğini düşünüp, korkmaya başlamıştım.

Tomografi sonuçlarında tek parça kırığı çıkmıştı.Hastanedeki tedavimden sonra kendimi evde yepyeni bir hayatın içinde buldum. Vücuduma çelik korse takılmış, ayaklarım yatağa ağırlıklarla bağlanmıştı. Aylarca yattım. Ne sağa ne de sola dönemiyordum. Kafamı çevirmem bile yasaklanmıştı. Sırt üstü yatarken sanki robot gibiydim. Bedenimin kontrolü elimden alınmıştı. Sürekli ayağa kalkacağım günün derdindeydim. Yatmak bir ömürdü sanki. Benim için yeni bir gün güneşin doğuşu ile başlıyor, güneşin batmasıyla kararan bir gökyüzünde gözümü açıp kapayınca bitiveriyordu. Bu hiç değişmeyecekmiş gibi korkularım yakama yapışmıştı. Amacım yoktu, hedefim yok olup gitmişti. Zaman her gün aynı kısır döngü içinde geçip gidiyordu. Günler geçtikçe gelen  panik ataklar, depresyonlar, bunların sonucunda aldığım ilaçlar da ayrı bir dert olmuştu.

Okumaktan, her şeyden vazgeçmiştim. Meğer her şey ne kadar önemsizmiş. Oysa kıymetini dahi yeteri kadar bilemediğimiz hayat bir pamuk ipliğine bağlıymış.  Sürekli kendimi sorgular olmuştum. Ayağa kalktığımda neler olacaktı? Belki aksayarak yürüyecektim ya da eskisi gibi sağlıklı olamayacaktım. Hepsinin cevabı kalktığım gündü.

Evde yatağımda geçirdiğim zaman içinde ailem sürekli bana teselli vererek motivasyon kaynağım olmaktan biran bile vazgeçmemişlerdi. “Sen bu okulu bitireceksin, bu senin en büyük isteğin” diyerek sürekli tekrarladıkları sözleri beni motive ederek, derin düşüncelerimden kurtulup kendime gelmemi, silkelenmemi sağladı. 

Haziran’da finaller vardı, vizelerime girememiştim.Bu yüzden  notlarımın hepsi sıfırdı. O kadar dersi nasıl kurtaracağımı hiç bilmiyordum. Bir sabah uyandım ve düşündüm. Kendi kendime düşünürken ağla, sızla yatakta hayatım nereye varacaktı. İçime o an bir cesaret gelmişti. Anneme seslenerek, “Kitaplarımı getirir misin?” dedim.  Bu isteğim karşında annem çok şaşırmıştı. Sevinç içinde  koşarak  kitaplarımı getirdi. Kaybedecek zamanım yoktu. Finallerde dört dersi kurtarma sözü verdim kendime. Oturma sürelerim çok az olduğu için daha çok yatarak  çalışmak  zorundaydım. Yatarken  sayfaları çevirmekte zorlandığım için hemen yorulduğumdan bazen kitabın sayfalarını çevirmesi için ablamdan yardım alıyordum. Ablam çevirdikçe ben okuyordum. Bazı zamanlar ise çok ağrım olduğu için ders çalışmak çok zahmetliydi. Ama  kafamdaki hedefim ve amacım netti. İçinde bulunduğum koşullarım beni zorlasa da okul bitecekti. Sınavlara hazırlanırken uzun süre oturmam riskli olduğu için, doktorumu da  sınava girmem konusunda zar zor ikna etmiştim. Sınavda onun söylediği şeylerin hepsine uyacağıma söz vererek sınava girmeme izin verdi.

Yavaş yavaş küçük adımlar atarak yürümeye başlamıştım.Hala vücuduma bağlı çelik korse kullanıyordum. Zaman böyle ilerlerken  final sınavları gelip çatmıştı.Arkadaşlarım Didem'le birlikte tekrar kazayı geçirdiğimiz yollardan  aynı şekilde sınava gidiyorduk. Her şey sanki film kareleri gibi gözümün önünden akıp geçti. Kaza geçirdiğimiz yerden geçerken içim buz gibi olmuştu. Yüzümü hemen başka tarafa çevirdim, o anları bir daha hatırlamak istemedim.. Nihayet sınava girmiştim,  geriye sonucu beklemek kalmıştı. Haftalar sonra  sınav sonuçları açıklandı.Aman Allahım! Dört dersimi vermiştim,  geriye sadece dört ders kalmıştı.. O kadar heyecanlandım ki bu beni motive etti, hem de daha çok hayata bağlamıştı. Daha da hırslandım. Evet oldu, oluyordu. İsteyince her şey oluyordu.

Eylüldeki bütünlemelerime büyük bir azimle çalışmaya başladım. Geriye kalan dört dersimi de verirsem mezun olacaktım. Ders çalışırken  bir yandan panik ataklarla boğuşuyordum. Bütünleme sınavlarına girdim ve sınav sonuçlarını beklemeye başladım. Üç hafta sonra sonuçlar açıklandı ama benim sınav sonuçlarına bakacak cesaretim yoktu. Sonuçlar açıklandıktan bir gün sonra evde cesaretimi toplamaya çalışırken ev telefonu çaldı. Telefonun diğer ucunda arkadaşım Didem vardı ve çok tedirgindim. Didem; “ Tebrik ederim seni Gülten, mezun olmuşsun” diyerek bana müjdeli haberi verdiğinde düşüp bayılacaktım sanki. İnanamadım emin olmak için birkez daha sordum. Öyle mutluydum ki bütün derslerimden geçmiş ve mezun olmuştum. Bütün bunları 6 aya sığdırmış ve başarmıştım. Nerden nereye... Ne kadar zor olmuştu bütün bunlar.

Ereğli’nin Sinitli beldesindeki  ilköğretim okulunda anaokulu öğretmeni olarak göreve başladım.  Okulun açıldığı ilk gün minik minik bir sürü çocuk sınıfın kapısındaydı. Bu afacanların hepsi benim öğrencilerimdi. Kim bilir neler yapacaktık onlarla...

... Sene 2007

İstanbul'a geldim ve  özel eğitim merkezinde çalışmaya başladım.  Tekerlekli sandalyeli engelli öğrencilerimin de olduğu sınıfımda ders vermeye başladım. Yaşadıklarımdan sonra onlarla daha güçlü iletişim ve empati  kurabiliyordum. Aynı duyguları hissediyor, aynı gözlerle birbirimize bakabiliyorduk.  Eğitmenliğin dışında kendimi mesleğimde daha da çok geliştirmek istedim. İki yıl önce üniversitede öğretim görevlisi olarak benim gibi anaokulu öğretmeni olacak öğrencilerime eğitim vermeye başladım..

Kaderimde iki çizgi vardı. Ya tekerlekli sandalyede hayatımı geçirecektim ya da yoluma devam edecektim. Allah bana bir mucize verdi. Büyük bir şans. Yaşadıklarımdan anladım ki hayatta ince çizgiler ve keskin dönüşler vardı. Mücadele etmek, istemek ve pes etmemek her şeyin başında geliyordu.   Hayatın neresinde olursa olsun her insanın mutlaka bir amacı bir hedefi olmalı. Yeter ki isteyelim.

Başımdan geçenleri düşündüğümde şu an yaptığım işin yaşadıklarımdan sonra bana verilen güzel bir hediye ve bir görev olduğunu düşünüyorum.  Bu hepimizin farklı farklı olaylarla yaşadığı bir sınav.  Kazayı yaşamasaydım belki hem sınavlarımı geçemeyecektim, hem de çok istediğim mesleğimi yapamayacaktım. Şimdi o kadar mutluyum ki çünkü hem öğretmenim  hem de engelli öğrencilerimle birlikteyim. Hepsini çok seviyorum...

Hayatta ne oldum değil, ne olacağım demeli…

Bu zor günlerimde hep yanımda olup, destek veren anneme, babama ve ablama sonsuz teşekkürlerimi gönderiyorum…

18.02.2012

Değerlendir (27 oy, ortalama 1.59 yıldız)