Belki dikkatinizi çekmiştir sevgili dostlarım, Büyük Atatürk’ün yazımıza başlık yaptığımız yukarıdaki özdeyişi ne kadar derin anlamlar taşıyor.Cumhuriyetin tan ımını aşağı-yukarı hepimiz biliyoruz. Ama zaten halk demek olan ‘’Cumhur’’un ve onun yönetim tarzı olan cumhuriyetin, garibanın, yoksulun, öksüz ve yetimlerin de sahibi olduğunu bu kadar güzel ifade eden bir başka devlet adamı var mıdır? Ben bilmiyorum. Gerçekten de, Büyük Önder, gariban ve yardıma muhtaç olanlara tüm yaşamı boyunca hep duyarlı olmuştur. Demir-Çelik Fabrikalarının Karabük’te kurulmasının nedenlerinden de biridir. O’nun bu hassasiyeti Kurtuluş savaşı vermiş, kasası bomboş, yorgun ve yetişmiş kadrolarını cephelerde yitirmiş bir ulusun, başkalarının hayal bile edemeyeceği demir-çelik gibi bir ağır sanayi tesisini Karabük’te kurması, O’nun bu duyarlılığının sonucudur. Daha 19 25’li yıllarda İsmet ve Fevzi Paşalarla kafa kafaya veren Atatürk, bunu o zaman düşünmeye başlamış ‘’Milli Mücadele’de bu bölge çok şehit verdi. Onların geride bıraktığı kimsesizlere ekmek kapısı olacak bu fabrikalar’’ diyerek kuruluş kararını vermiştir. Sadece bu değil; Ulusal Bağımsızlık savaşı devam ederken Büyük Önder, yetim kalan çocukları düşünerek, korunmaları amacıyla 30 Haziran 1921’de bugün adı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) olan “HİMAYE-İ ETFAL’’ cemiyetini kurmuş. Daha savaşın devam ettiği, Milli Mücadele’nin sonuçlanmadığı bir ortamda, yani kelle koltukta bir ihtilalci iken. Atatürk’ten başka bunu kim düşünebilir? Boynuna asılı idam fermanı ile tabii kelle koltuktayken bu çocuklar kimin aklına gerebilir? Yeri gelmişken son aylarda kamuoyunda büyük tartışma yaratan ‘’Vahdettin neydi?’’ konusuna da burada açıklık getirmemiz gerekiyor. O idam fermanı, Altıncı Mehmet diye bilinen Padişah Vahdettin tarafından 24 Mayıs 1336 (1920) günü imzalanıyor ve iradeyi içeriyordu: Kuvay-ı Milliye adı altında çıkardıkları fitne ve fesadın Kanun-u Esasi (Anayasa) hilafına ahaliden cebren memleketi tahribe cür’et suretiyle emniyet-i dahiliyeyi ihlal suçundan sanık 3. Ordu Müfettişliğinden azledilmiş ve askerlik mesleğinden çıkarılmış Selanikli Mustafa Kemal Efendi ile 27. Tümen eski Kumandanı Kara Vasıf ve 20. Kolordu Kumandanı Mirliva Salacaklı Ali Fuat Paşa ile eski Washington Sefiri Alfred Rüstem ve esbak Sıhhiye Müdürü Dr. Adnan Beylerle Halide Edip hanımın yakalandıklarında idamlarını irade eyledim.’’ Kamu binalarındaki Atatürk resimlerinden rahatsız olan ve ‘’Siz Atatürk ilkelerinden vazgeçin’’demek cüretini gösteren küstah AB komiserlerine çanak tutan ‘’Vahdettin hain değildi’’diyenlere , yukarıdaki ferman herhalde utandırıcı bir kanıt olur. Burada İslam Aleminin en büyüyü Yüce Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in (SAV) efendimizin bir Hadis-i Şerifi’ni de hatırlamakta yarar görüyorum. Bir anlamda ümmetinin başındaki devlet büyüğü olan Yüce Peygamberimiz de gariban ve kimsesizlere sahip çıkarak ‘’Kim arkasından bakıma ve yardıma muhtaç bir kişi bıraktıysa, onun sorumluluğu bana aittir’’ buyurmuşlardır. Peygamber efendimiz Hazreti Muhammed’in (SAV) ve Atatürk’ün kimsesiz ve garibanlar konusundaki duyarlılık ve benzerliklerine dikkatinizi çekmek isterim. Önümüzde böyle insanı boyutu çok büyük ve yüce örnekler varken, ne yazık ki geldiğimiz nokta çok şaşırtıcı ve acıdır. Eylül 2005 tarihli gazetelerde yer alan ve bizzat Devlet Bakanı Nimet Çubukçu tarafından açıklanan acı gerçek, toplum vicdanında büyük yaralar açmıştır. Sayın Bakan SHÇEK yurtlarında bakılan ve korunan çocuklara karşı cinsel taciz, teca vüz ve istismar olaylarına ilişkin son 5 yılda 478 dava açıldığını belirtmiştir. 18 Nisan 1999 Genel seçimlerinden sonraki 5 yıl kapsayan bu dönemde SHÇEK adeta siyasetin kadrolaşmanın odağı haline getirilmiştir. Kamu görevinde başarı, liyakat, bilgi ve beceri v.b. gibi kriterler aranması yerine partizanlık, yandaşlık ve ekip oluşturma tercihinin öne çıkmasının faturası ne acıdır ki, devlete emanet edilmiş bu çocuklara çıkmıştır. Prof. Dr. Şuayyip Üşenmez ile Güldal Akşit’in sosyal işler, çocuklar, özürlüler ve aileden sorumlu Devlet Bakanları olarak görev yaptıkları bu dönemde, DEVLETİN ÇOCUKLARI dediğimiz ve çoğunluğu KİMSESİZLERİN KİMSESİ zihinsel özürlü çocuklara, sevgi, saygı ve kardeşliği temel alan duyarlılıkla yaklaşılmasını, sapık kişi ve eğilimlerin hedefi olmaktan kurtarılması en büyük dileğimizdir. 2007













Önceki
Yazdır
Yorum Ekle
Arkadaşıma Gönder
Paylaş
Facebook
Twitter
Google
MySpace
Yahoo