Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

31 Mayıs Dünya Hostesler Günü.

Fikret Gökçe

fikretgokce_06@hotmail.com

Çökertme’de Koptu Kıyamet!

Fikret Gökçe

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün 1925 yılında 4 milyon liraya kamulaştırdığı TEKEL de elimizden gidiyor. Özelleştirme aldatmacasıyla ülke ekonomisine büyük katkılar sağlayan, kar eden,  verimliliği yüksek ne kadar milli (ulusal sanki daha doğru gibi) kuruluşumuz varsa hepsi birer birer yabancıların eline geçiyor. Şimdi sırada TEKEL var. TEKEL’in satışıyla ilgili açılan ihale için teklif verme süresi 25 Ocak 2008 tarihinde sona erdi. Yaklaşık bir hafta içinde de satış açık artırma ile sonuçlandırılacak. Karlılığı ve verimliliği bir yana, yurdumuzun özellikle geri kalmış bölgelerinde çok önemli bir istihdam yaratan TEKEL’i kapmak için JTİ, BAT, Korean Tobacco, Europen Tobacco, Texas Pacific gibi kuruluşların dışında  Avrupa’nın önde gelen yatırım fonu, Cinven grubunun yanı sıra Dubai Prensi Şeyh Maktum’da yağmadan pay kapmak için yarışıyorlar.

 

Buna karşın çalıştıkları fabrikaların satışına karşı çıkan Tekel işçileri son bir buçuk aydan beri yaptıkları eylemlerle ayaktalar. 12 Aralık’ta Tokat, 18 Aralık’ta İstanbul Cevizli, 2 Ocak’ta Adana fabrikalarının işçileri basın açıklaması yaparak olayı protesto ettiler. 20 Aralık’ta Bitlis Sigara Fabrikası işçileri Kurban Bayramı’nı “KARA BAYRAM” ilan ederek eylem yaptılar. Tokat’ta özelleştirme heyetini engelleyerek Tokat-Turhal yolunu trafiğe kapattılar. 1 Ocak’ta onbini aşkın katılımla miting yaptılar. İstanbul Cevizli fabrikasının işçileri 21-22 Aralık’ta fabrikayı işgal ederek dışarı çıkmadılar. 20 Ocak’ta Samsun’da miting yapan işçiler “TEKEL VATANDIR, SATILAMAZ” diye haykırdılar.

 

SANKİ SİGARA YASAĞI ÜRETİMİ AZALTACAK

Son günlerde ülkenin başka dertleri yokmuş gibi sigara içmeyi önlemek amacıyla oluşturulan yapay gündem kamuoyunu meşgul ediyor. Bu amaçla paldır küldür yasal düzenlemeler hazırlanıyor. Tekel’in satışıyla eşzamanlı yürütülen bu kampanyanın altında aslında bilinçli bir propaganda yatıyor. Sanki sigara içmek yasaklanınca sigara üretimi azalacak. Bu yüzden Tekel’in satışı fazla önemli değil mesajı verilmek isteniyor. Oysa ÖİB Başkanı Metin KİLCİ bile buna inanmıyor. Hele sigara üreten uluslararası kuruluşların  bu konudaki saldırganlıkları öylesine acımasız ki; hiç kuşkum yok, Tekel’in satışıyla birlikte tiryaki sayısını çoğaltmak, daha çok insanı bağımlı yapmak için acımasızca kim bilir ne yöntemleri deneyecekler?

 

100 BOŞ SİGARA PAKETİNE BİR TEKERLEKLİ SANDALYE

1990’lı yılların başlarındaydı. 1986 yılında kurduğumuz Türkiye Sakatlar Konfederasyonu’nun  teşkilat sekreteriydim. O yıllarda doğru dürüst bir istatistik olmadığından, 5.5 milyon engelli yurttaşımız olduğu tahmin ediliyordu. Bu sayının önemli bir kısmını da ortopedik engelliler teşkil ediyor ve bunların birçoğu da tekerli sandalyeyle yaşamını sürdürüyordu. O dönemde ülkemizde tekerlekli sandalye üretilmediğinden yurtdışından bağış yoluyla sağladığımız sandalyelerle bu ihtiyacı karşılamaya çalışıyorduk. Birden bütün yurtta bir haber yayıldı. ”100 adet boş Marlboro sigarası paketi getirene şirket bir tekerlekli sandalye armağan edecekmiş. ” Herkes harıl, harıl sigara paketi toplamaya başladı. Engelliler, yakınları ve hayır yapmak isteyenler çuvallarla boş paket topladılar. Nereye başvurduysak bu paketleri alan çıkmadı. Tepkiler artınca Philip Morris şirketi, “bizim böyle bir kampanyamız yoktur” diye bir açıklama yapmak zorunda kaldı. Bu sonuç üzerine toplanan milyonlarca sigara paketi Taksim Meydanı’nda dev bir piramit kulesi haline getirilerek yakıldı.

 

Ama olan olmuştu. Yüzbinlerce insan Marlboro bağımlısı olmuş ve en önemlisi dünyanın en kaliteli ürünü olan Türk tütünü, ABD’nin Virginia tütünüyle harmanlanarak “pi……miş,” dahası Sabancı ortaklığıyla İzmir Torbalı’da Marlboro fabrikası kurulmuştu.

                                

HAŞHAŞ EKİMİ YASAKLANDI DA NE OLDU?

Anadolu’nun bereketli topraklarında yetişen haşhaş, 24 ilimizde köylümüzün önemli bir geçim kaynağıydı. Haşhaştan elde edilen yaklaşık 110-200 ton olan yıllık haşhaş yağı üretiminin 90 ton kadarını uluslararası ilaç üreticileri adeta kapışıyorlardı. Çünkü, ağrı kesici ve uyuşturucu birçok ilacın yapımında kullanılan haşhaşımız, bu alanda dünyanın en kaliteli ürünüydü. O yıllarda ABD laboratuarlarında haşhaşa eşdeğerde yapay bir madde üretildi. Bu maddeye pazar bulmak gerekiyordu. Kapitalizm, canavar çehresini burada da gösterdi. Türk haşhaşı yasaklanırsa, ilaç üreticileri bu maddeye yönelecek, kapitalistler bundan da nemalanacaklardı. Nitekim öyle oldu. Dünya gençleri zehirleniyor, üretimden vazgeçin şeklinde sahte bir insani gerekçeyle Türkiye’ye baskı yapan ABD, 1970 yılında ekimi yasaklattı. 22 Haziran 1970 tarihli 7/854 sayılı kararname ile ancak birkaç ilde ekimine izin verilen haşhaş, 1972 yılında tamamen yasaklandı. Nixon yönetimindeki ABD, bunun karşılığında Türkiye’ye 40 yıl vadeli ve yüzde 2.5 faizli 3 milyar dolar kredi verdi. Bu paranın 1.5 milyar doları Emniyet Genel Müdürlüğü’ne araç gereç alımı için kullanıldı. Gülünçlüğe bakınız ki; bu araç ve gereçler için İçişleri Bakanlığı 2.5 milyar dolar gümrük bedeli ödedi. Oysa bu sırada Güney Amerika’dan yüzlerce ton mariuhana, kokain gibi uyuşturucular, Asya ülkelerinden de esrar bütün dünyaya yayılıyordu.

 

Bunun sonucunda geçimini haşhaş ekerek sağlayan 24 ildeki köylümüz yatağını yorganını sırtına sararak İstanbul, Ankara gibi büyük kentlerimizin yollarına düştü. Bugün yaşadığımız sağlık, eğitim, ulaşım, işsizlik gibi sorunlarımızın artmasında bu göç olayının da büyük payı var.

 

İstiklal ve bağımsızlık savaşı vererek Cumhuriyeti’ni yeni kurmuş Türkiye; ekonomisini düzeltmeye, üretim yapmaya yönelirken, afyon sanayi kurulması amacıyla Japonlardan ve Taranto isimli bir Musevi’den teklif geldi. Atatürk, sadece dış piyasalara satılması koşuluyla bu tekliflere izin verdi. Japonların Çengelköy’de Kuzguncuk adıyla kurdukları fabrika ile Taranto’nun Haliç’te kurduğu fabrika dış baskılara 6 yıl ancak dayanabildi. Her ikisi de 1933 yılında kapatıldı.

 

Bugün tüm dünyada pazarlanan afyonun yüzde 80’i Afganistan’da üretiliyor. Bu ülkenin geçen yıl elde ettiği afyon gelirinin 200 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. ABD’nin her isteğini yerine getiren ve fazla iyi niyetin aptallık olduğunu bilmeyen yöneticilerimiz eğer afyon yasağını koymamış olsalardı, herhalde bugün 400 küsur milyar dolar borcun altında ezilen bir ülke durumuna düşmezdik.        

 

Şu anda her türlü uyuşturucu özellikle Batı Avrupa ülkelerinde peynir ekmek gibi bakkallarda satılıyor. Bundan da en büyük payı PKK kapıyor.

                                                                   

SİGARAYI İLK İÇEN BİZİZ

Osmanlı tütünle 17.yüzyılın başlarında tanıştı. Bir süre sonra yasaklandı. Tütün kullandığı için sürgüne gönderilen Bahai Efendi, şeyhülislam olunca 1646 yılında verdiği fetva ile içimi serbest bıraktı. 19. yüzyılın ilk yarısında Mısır Valisi İbrahim Paşa, tütün ticaretini ilk başlatan kişi olarak bilinir ve bu dönemde Fransızlar tarafında kuşatılan Akka Kalesi’ndeki askerlere moral olsun diye tütün ve nargile gönderir. Nargilenin bombardıman sırasında parçalanması sonucu askerler ellerindeki tütünü tüfek fişeklerinde kullanılan kağıda sararak içmeye başlarlar.1853-1856 yıllarında yaşanan Kırım Savaşı’nda İngiliz ve Fransız askerleri de tütünü gazete kağıdına sararak içmeyi öğrenirler.

 

Osmanlı ülkesinde üretilen tütünler batılı ülkelerden çok talep bulur. 1881 yılında sigara fabrikaları kurulmaya başlanır. Tam bu yıl oluşturulan Düyun-u Umumiye İdaresi, büyük bir borç batağı içinde debelenmekte olan Osmanlı’nın bütün gelirlerine el koyar. Tütün geliri de bunun içindedir.”Memalik-i Mahruse-i Şahane Duhanları Müşterekülmenfaa” yani kar ortaklığı namıyla Fransız sermayesi ile kurulan Reji İdaresi, tütün ekicisini ruhsat almaya, ürününü yalnız idareye satmaya mecbur tutar. Başka alıcı bulamayan köylü tütününü değerinden çok ucuza satmak zorunda kalır. Kaçak üretim ve satış başlar. Bunun üzerine rejinin baskısıyla bu konuda denetim yapmak üzere Osmanlı’ya güvenlik güçleri kurdurulur. Kendi toprağını rejiden izinsiz ekemeyen, ürününü değerinde satamayan Türk  köylüsü ile, kolcu, jandarma  ve zabıtadan oluşan Türk kolluk kuvvetleri arasında çıkan çatışmalarda, 40 yıl boyunca tam 20 bin insanımız yağmacı, acımasız emperyalistlerin kazançları uğruna birbirini öldürür.

 

İşte yazımızda başlık olarak yer alan “ÇÖKERTMEDE KOPTU KIYAMET” ifadesi bu acı ve dramatik olaylar sonunda, halkımızın yüreğinden kopup gelen feryatların türküleşmiş öyküsüdür.

 

Ne acıdır ! Bazıları ” tarih tekerrürden ibarettir” derler. Yüz yıl önce yaşanan  bu acı olaylardan ve emperyalizmin canavarlığından ders almayanlar, “babalar gibi satarım” diyerek Yüce Ulusumuzun nesi var, nesi yoksa uluslararası katil sermayenin ellerine teslim ediyorlar.

 

Esen Kalın Sevgili Okurlar… 

Değerlendir (Henüz oy almamış)