Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

Selma Gürbey

sgurbey@gmail.com

7-14 Ocak Beyaz Baston Görme Engelliler Haftasının Ardından

Selma Gürbey

Kimimize göre bazı şeyleri anmak için özel günlere ihtiyaç yoktur, kimimize göre böyle günler sayesinde gündeme geldiğinden dolayı hatta farkında olunması sağladığı için önemlidir.

Özel günlere ihtiyaç olmadığını söyleyenlerin gerekçesi bir güne veya bir haftaya böylesine önemli günlerin sığdırılmaması! Elbette ki gönül ister bir güne sığdırılmasın. Her gün bu özel olarak anılan günler ile ilgili bir şeyler yapılsın ama bir şeyler yapılması için bile böyle günlerde dikkati çekmek gerekiyor. “Hatta hiç anılmamasındansa yılda bir haftada olsa en azından o konuyla alakalı bir şeyler yapılması iyidir” diye düşünenlerdenim.

Yeni girdiğimiz yıl ile birlikte anılan Beyaz Baston Görme Engelliler haftasını geride bıraktığımız şu günlerde bu konuyla alakalı bir şeyler yazmak istedim.

‘Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası’ bir başka yerde ‘Beyaz Baston Körler Haftası’ olarak kutlanıyor bir başka yerde ‘Beyaz Baston Âmâ Haftası’ deniyor yani aslında ne şeklide hitap edilmesi gerektiği ile ilgili bir çelişki var. Oysa ‘İster görme engelli’, ‘ister âmâ’, ‘isterseniz kör’ diye hitap edin, önemli olan ne şekilde hitap edildiğinden çok nasıl ve ne amaçla hitap edildiğidir. Mühim olan sonuç hepimizin farkında olması gereken görmeyenlerin de bu hayatın içinde var olduğu ve hayatın görmeden de yaşayabildiğidir.

Görme engelli başarılı bir arkadaşımız Halis Kuralay tarafından yazılmış “Hayata Dokunmak” isimli kitabı okuyorum bu günlerde… “ Kitap beni görme engelli arkadaşlarımı yakinen tanımaya başladığım yıllar öncesine götürdü.

Tüm özür gruplarıyla ÖSHA (Özürlülerin Sosyal Hayata Adaptasyonu) projesinde bir araya gelmiştik. Herkes gibi ilk başlarda tanımadığım için olsa gerek görme engelli arkadaşlarıma fazlası ile yardımcı olurken buldum kendimi. Fakat tanıdıkça nerede yardıma ihtiyaçları olduğunu, nerede yardıma ihtiyaçları olmadığını da fark etmiş oldum.

İhtiyaç hissettiklerini anladığım anda hemen yardımcı oldum ama onların yapabilecekleri konularda yalnızca gözlemci olarak “acaba bana ihtiyaçları olur mu?” diye yardım talebini bekledim ya da “yardıma ihtiyacınız var mı?” diye sordum. Onlarda ortopedik engellileri bilmiyorlar tanımıyorlardı ve aynı özeni bana göstermişlerdi… Yeri geldi ben onlara göz, yeri geldi onlar bana ayak oldu… Aslında yardımlaşmanın güzelliğini bir arada çok güzel yaşadık.

Görmüyor olmalarına rağmen şen şakrak, esprili ve başarılı arkadaşlarımdaki birçok güzel özelliği örnek de aldım diyebilirim. Tanıdıkça, onların hayata karşı dimdik duruşlarına hayran olmuştum. İnsan bilmediği şeyler konusunda fikir beyan etmemeliymiş çünkü ben tanımadan önce ”görmemek çok zor bir şey olmalı” diye düşünenlerdendim.

Karşındaki kişiyi görmemek, yolları, evini, ulaşım araçlarını görmeden karşıdan karşıya geçmeye çalışmak, tek başına gittikleri dükkânlardan alışveriş yapmaları, ceplerindeki parayı bilmeden aldıkları şeyin parasını ödemek için uzatmaları, âşık olmaları (kız ya da erkek güzel mi çirkin mi bilmeden) evlenmeleri… çocuklarının olması (bir kez bile yüzlerini görmeden), çalışmaları (bilgisayarı yalnızca seslerle kullanmak, her şeyi hafızada tutmak), görsel hiçbir uyaranın olmaması çok zor değildi oysa onlar için…

Görmek görenlerin önemsediği bir şey beklide ve en zor engel grubu olarak düşünülen görmemek,  teknolojiye ulaşıldığında düşünüldüğü kadar zor olmasa gerek.

Bize göre görmüyorlar. Çünkü onlara göre görmek gözle olan bir şey değil! Beş duyu organından birini kullanamıyorlar yalnızca; geriye kalan dört duyu organı ise herkese yani görenlere göre daha fazla çalışarak eksik olan görme duyu organının eksikliğini kapatmaya çalışıyor. Buda kimi zaman yaşamda üstün olarak algıladığımız yanları olduğunu görmemize neden oluyor.

Görme engelli arkadaşıma sormuştum, “Siz rüya görüyor musunuz?”diye

“Rüya görüyoruz tabi ki! Ama sizden farklı! Örneğin sonradan görme engelli olmuş biri rüyalarındaki görsellikleri bir zamanlar gördüğü şekilde görürken yani eşini gördüğü zamanki gibi hatırlar kaç yılda geçse ve rüyalarında onu öyle görür fakat anadan doğma görme engelli biri hayatı nasıl yaşıyorsa rüyalarını da öyle görür. Yani rüyalarını da kör olarak görür, görsellik olmadan” demişti.

Görme engelli arkadaşlarımız ile ilk tanışmamızda sorularımızın ardı arkası kesilmemişti. Peş peşe soruyorduk, onlarda açık yüreklilikle bizlerle iç dünyalarını paylaşıyor sorularımızı yanıtlıyorlardı.

“Peki, evlendiğiniz eşinizi görmeden nasıl seçtiniz?”...

Görme engelli arkadaşımız öyle anlayışlıydı ki, bu tatlı merakımızı hoş görerek ve gülümseyerek anlatmaya başlamıştı:

“Aslında herkes öncelikle görüntüsüne, görünüşüne bakar birini severken sonra tanıdıkça yani kişiliğini öğrendikçe ya sevmeye devam eder ya da sevmez. Bizim sevdiklerimiz konusunda yanılmamız pek nadirdir. Çünkü ilişkimizi görsellik olmadan başlatırız. Herkesin sonradan önemsediği şeyi biz baştan öyle seçeriz. Karşımızdaki kişinin teninin kokusu, konuşması, ses tonu ilk başta etkiler bizi kişiliğine odaklanırız, Konuştukça aşkımız çoğalır. Aslında flörtlerimiz de herkesten farklı olmuyor”demişti.

Zamanla görme engelli arkadaşlarımızın görmediklerini bile unuttuk ama paralarını güvendikleri dostlarına(bizlere) göstererek soruyorlardı, “bu kaç para?” diye. İşte o zaman görmediklerini hatırlıyorduk. Paralarını büyükten küçüğe göre sıralamalarında yardımcı oluyor ve kaç para olduğunu söylüyorduk onlarda hafızalarında tutuyorlardı. Ayrıca alışveriş yaptıkları kişilerin vicdanına sığınıyorlardı. Çünkü paranın kaç lira olduğunu bilmiyorlardı.

Nihayet 2009 yılı ile birlikte görme engelliler arkadaşlarımız için büyük kolaylık sağlayacak olan Para Ölçer'ler ve üzerinde kabartma olan, boyutları birbirinden farklı paralar hayatımıza girmeye başladı. Görme engellilerin ihtiyaç ve beklentileri özellikle dikkate alınarak tasarlanan TL banknotlar, farklı boyutlardaki tasarımları, üzerlerinde yer alan holografik şerit folyo ve etkin kullanılan kabartma ile temel ayırt edici özellikleri güçlendirilmiş olarak tedavüle çıktı. Özel tasarıma sahip "Para-Ölçer" sayesinde görme engelli arkadaşlarımız hem TL banknottan hem de madeni paralan ölçerek küpür değerlerini kolaylıkla tespit edip, birbirlerinden ayırt edebilir oldular. Bu sorunda onlar için bu şekilde çözülmüş oldu.

Eczanelerden aldığımız bazı ilaçların üzerindeki kabartma olarak ilaç isimlerin yazılı olması da yine kimseye sormadan ilaçlarını almalarını sağlamış oldu. Kabartma yazı olarak söz ettiğim elbette ki braille alfabesi, noktaların yer değiştirilmesinden oluşan braille alfabesinin mucidi de bir görme engelli olduğunu hatırlatmak isterim.

Görme engelliler için bugüne kadar yapılan en önemli icatlardan biri olan 1821yılında üç yaşındayken görme yetisini kaybeden Fransız Louis Braille tarafından bulunan braille alfabesi görme engelliler için matbaanın bulunması kadar önemli bir icat olmuş. Braille alfabesinin hayatın her alanında olması asansör düğmeleri ya da otel odası kapı numaraları gibi her yerde kullanılması görme engellilerin yaşamın içinde bağımsız hareket etmeleri için çok önemli olmaktadır.

Diğer teknolojileri de düşündüğümüzde, ses sentezli (jaws programı) bilgisayarlar, cep telefonları, sesli saat, kayıt cihazları, sesli kaset/cd vb. aklıma gelen ve gelmeyen icaatlar görme engelli arkadaşlarımızın hayatını kolaylaştırmıştır.

Kutlanan Beyaz baston’a gelince, Beyaz Baston görme engellilerin bağımsızlaşmasını ve özgürleşmesini simgeleyen 3 parçaya ayrılarak gerektiğinde katlanabilen beyaz renkte ince uzun önemli bir materyal diyebiliriz. Beyaz Baston gerekli durumlarda görme engelliyi tanıma, yardıma gereksindiği durumlarda da gereken desteği verme kolaylığı sağlamaktadır. Katlanabiliyor olması da çok güzel bir özelliği bu sayede gerektiğinde katlayıp çantalarına koyabiliyorlar. İhtiyaç hissettikleri zaman çantalarından çıkarıp kullanabiliyorlar. Beyaz Baston Haftasını kutluyorum tüm görme engelli arkadaşlarımın…

 

Sevgiler…

18.01.2012 

Değerlendir (3 oy, ortalama 5.00 yıldız)