Son yıllarda Avrupa Birliği Projeleri olarak adlandırılan projelerden herkes az çok haberdar olmaya başladı. Ben de bu projelerde görev aldığım için konu açıldığında birçok soruyla karşı karşıya kalıyorum. Projelerin nereden çıktığı, AB’nin hangi konulara destek verdiği, projeleri kimin yönettiği, ne büyüklükte projeler olduğu gibi birçok soru geliyor. Bu yazımda bu projeler hakkında genel bir bilgi vererek konunun aydınlatılmasına katkı vermeye çalışacağım.
Avrupa Birliği, üye ve aday ülkelerde gelişmesini istediği alanlara yönelik belli mekanizmalar kullanmaktadır. Bu mekanizmalardan biri de fonlardır. Geliştirilecek alanlar için programlar oluşturulmakta ve bu programlar altında değişik fonlar yaratılmakta, üye ülkelerden ayrılan kaynakların bir kısmı da bu fonlara aktarılmaktadır. Örneğin Yaşam Boyu Eğitim Programı altında Leonardo da Vinci adlı bir fon var. Bu fon, AB genelinde inovasyonun yaygınlaştırılmasını ve özellikle gençlerin mesleki eğitimini kapsayan projeleri desteklemektedir. Herhangi bir ülkede veya sektörde bir yenilik gerçekleştirildiyse, bunu yaygınlaştırmak veya başka alanlara veya ülkelere uyarlayarak AB’nin gelişmesine değer katmak isteyenler bu fona başvurabiliyor. Ve fon yönetimi konuyu gerçekten ilginç, anlamlı buluyorsa projeyi destekliyor. Örneğin hâlihazırda yürütmekte olduğumuz Small City Commerce adı altında bir proje var (www.smallcitycommerce.eu). Konusu küçük işletmelerin eğitim yoluyla daha rekabetçi hale getirilmesi. Bir tarihte orta boy işletmelerde uygulanmış olan birtakım eğitimlerin küçük işletmelere yönelik uyarlanmasını hedef alan bir çalışma. Projeyi ortaya çıkaran İspanya’nın Vila Real Belediyesi. Almanya, Romanya, Türkiye, Yunanistan da bu projeye dahil edilmiş.
Yine Yaşam Boyu Eğitim Programı altında Grundtvig isimli bir başka fon yer alıyor. Bu da yetişkinlerin eğitimlerine yönelik bir fon. Örneğin geçtiğimiz yıl tamamladığımız engellilere yönelik iki projeden biri bu fon tarafından desteklenmişti, çünkü 25 yaş üstündeki engellileri hedef alıyordu. Benzeri konuda gerçekleştirilen diğer proje (Qatrain2) 25 yaş altına yönelik olduğundan o da Leonardo da Vinci tarafından destekleniyordu. Bu projeler çok başarılı olunca proje koordinatörü olan İngiltere’nin Worcester Üniversitesi, geçtiğimiz yıl bu projelerin uzantısı anlamına gelen Qatrain for Students adı altında (www.q4s.eu) yeni bir proje başvurusu yaptı ve projeye onay aldı.
Bu projelere kimler başvurabilir diye de soruluyor. Cevabı basitçe şu: Kimin değerli bir fikri varsa başvurabilir. Ancak eğer bir eğitim kurumu ya da bir sivil toplum kuruluşuysanız şansınız daha fazla. Ancak şahıslar başvuramıyor. Mutlaka bir şirket ya da bir kurum olmalısınız.
Tabii hangi fon olursa olsun, belli koşulların yerine getirilmesi gerekiyor. Örneğin bulunduğu ülkenin dışında birkaç ülkeyi daha kapsaması gerekiyor. Hatta Türkiye gibi aday ülkeler de projeye dahil olursa fon yönetimi açısından proje daha cazip hale geliyor. Teoride kalmaması ve uygulanarak yaygınlaştırılması için mutlaka pilot uygulamalar yapılması isteniyor. Çok çok önem verilen bir başka konu ise proje dahilinde bu yeniliğin duyurulması ve yaygınlaştırılması için tanıtım yapılması. Yani buna yönelik faaliyetlerin projeye dahil edilmesi bekleniyor.
Tüm bu koşullar peki nasıl kontrol ediliyor ve fon yönetimi bir projeyi neye göre destekliyor veya reddediyor? Bu fonlara başvuru yaparken çok kapsamlı bir proje dokümanı hazırlanıyor ve tüm bu aranan özelliklerin ne şekilde gerçekleştirileceğine ilişkin detaylı planlar gösteriliyor. Belli şablonları var ve proje bu çerçevede anlatılıyor. Fikir çok iyi olabilir ama proje başvuru dokümanı yeterli detaylardan uzaksa projenin onaylanması suya düşüyor.
Projelerin yürütülme şekliyle ilgili de bilgi vermek isterim. Öncelikle bu projelerin uluslararası bir özelliği olduğundan, ülkeleri temsil eden kurumlar, yani proje ortakları yılda en az iki kez bir araya geliyor ve projenin gidişatı hakkında bilgi alışverişi yapıyor, yeni planlar oluşturuyor. Bu projeler tipik olarak 2 yıl sürüyor ve bu zaman zarfında bol seyahat etmek gerekiyor. AB, proje ortaklarının birbirlerini ziyaret etmesini kültürel açıdan bir kazanım olarak görüyor ve projeye ayırdığı bütçenin bir kısmını bu yüzden, seyahat ve konaklamaya veriyor. Türkiye’nin bu projelere ortak edilmesinin bir sebebi aday ülke konumunun getirdiği avantaj diye yukarıda söz etmiştim. Ama ikinci bir sebebi daha var. Turistik olarak Türkiye o kadar cazip hale gelmiş bir ülke ki, Türkiye’yi projeye dahil etmek suretiyle bazı toplantıları örneğin İstanbul’da gerçekleştirmek proje yürütücülerine cazip geliyor.
Yalnız bir konuda yanlış anlama olmaması açısından bir açıklama daha yapacağım. Verdiğim örneklerde hep “Türkiye projeye dahil edildi” şeklinde bir izlenim verdim. AB’nin Ankara’da da bir ajansı var, adı Ulusal Ajans.(www.ua.gov.tr) Proje fikri olan Türk kurumları da proje başvurularını Ankara’daki bu ofise yapabiliyorlar. O zaman da projenin koordinatörü Türk kurum oluyor ve hangi ülkelerin dahil edileceğini o belirliyor, ortakları o buluyor. Projenin tüm raporlaması, bütçenin onaylanması vs Türkiye ajansı üzerinden yapılıyor ve fondan gelen para Türkiye üzerinden dağıtılıyor.
Son olarak, bu kadar teknik bilgi verdikten sonra bir de bu projelerin hoş bir yanından bahsetmek istiyorum. Uluslararası bir proje ekibi kurulduğundan ve farklı ülkelerde buluşulduğundan, sosyalleşme boyutu öne çıkıyor. Ve iyi bir uyum yakalandıysa, proje bittikten sonra, eğer proje ortaklarından birinin bir sonraki yıl yapacağı yeni bir proje başvurusu varsa, diğer ortakları da bu projeye davet ediyor ve ilişki bu şekilde yeni projelerle birlikte devam ediyor. Örneğin bizim çok yakın olduğumuz birkaç Yunan ortağımız, bir İngiliz ortağımız var ve hep bizleri yanlarında görmek istediklerini belirtiyorlar. Biz de Türkiye’den başvuru yapacağımız projeler olduğunda onları ve onların güvendiği kuruluşları dahil etmeye özen gösteriyoruz. Bu projeler AB ile entegrasyon açısından olsun, Türkiye’yi tanıtma anlamında olsun, ülkemize önemli bir katkı sağlıyor diye düşünüyorum.
Umarım aydınlatıcı olmuşumdur.
Bir sonraki yazımda yine bu sayfada buluşmak üzere hoşçakalın.
27.08.2010